Amatör taraftar, profesyonel Tümer!
Alıştım artık, transfer sezonunda sokaklarda, alışveriş merkezlerinde, yemek yediğim, kahve içtiğim mekânlarda durdurup sorarlar...
"Ne diyorsun ağabey, önümüzdeki sezon Beşiktaş iş yapar mı?"
Ya da...
"Bilmem kimi alacakmışız doğru mu, uyduruk mu, işe yarar mı?"
Bu sefer öyle olmadı.
Bir haftadır kimle karşılaşsam, kimin aklından Beşiktaş ve futbol geçse, ilk ve tek soru Tümer'in hiç hesapta olmayan biçimde Fenerbahçe'ye gidişi oluyor...
Bazıları arkadan bıçaklanmış gibi bir acıyla, bazıları da "bakalım, şu rezil alemde daha neler neler göreceğiz" edasıyla soruyor: "Haşmet Ağabey sen bilirsin, bu Tümer'in yaptığı ne iş?"
Peki basit bir tepkinin ifadesi mi bunlar?
Sıradan taraftar tepkisi ve alınganlığı mı?
Hayır.
"Beşiktaş'tan başka yerde oynamam" deyip duran Tümer'in Fenerbahçe'ye transferi modern futbol endüstrisinin taraftarların bilincinde açtığı yarayı iyice deşti, kanattı.
Bu transfer, profesyonel ve endüstriyel bir dünyanın tek amatör kesimini derinden hırpaladı.
O yüzden üzerinde durulmasını hak ediyor.
***
Dün sabah Çeşme'de kalacağım otele vardığımda, daha kapıda otel görevlisi çocuklar hınzır imalar taşıyan gülümseyişleriyle baklayı ağızlarından çıkardılar: "Ağabey Tümer de burada!"
Hani şimdi Tümer'i yakalayıp kulağından çekme fırsatım doğmuştu da, onlar da bu eğlenceli sahneyi heyecanla bekliyorlardı.
Beşiktaş taraftan oldukları belli olanlara dönüp biraz da lafı değiştirmeyi hedefleyerek "Yahu size o kadar para verilse ne yapardınız, hiç düşündünüz mü?" dedim ve ekledim: "Bence asıl önemli olan kimin gittiği değil, kimin geldiği..."
İçlerinden biri "hangi anlamda?" diye sordu.
"Mesela" dedim; "Nobre'nin bu kez de Beşiktaş adına etik bakımdan kabul edilemez goller atmasını, bu kez de Beşiktaş adına hakemleri kandırmasını içine sindirebilir misiniz?"
Sustular. Ben de sustum.
Futbol adına, taraftarlık ve taraftarlığımız adına kara kara düşünmeye başladık.
***
Gerçek şu ki, futbol endüstrisi taraftarları kandırıyor: Taraftarlık da zaten kandırılmaya, hatta öz-aldatıya dünden hazır ve nazır bir ruh hali, malum.
Lig sezonu boyunca yöneticisinden futbolcusuna ortalığa renk aşkı-amatör ruh-biz farklıyız üzerine yaldızlı bir edebiyat egemen oluyor. Özellikle futbolcuların profesyonelliği "unutturulmaya" çalışılıyor, taraftarla futbolcu arasında bir kan bağı varmış gibi atılıp tutuluyor.
Çünkü işin heyecanı orada...
Ekmek orada...
Ama sezon bitip paralar konuşmaya başlayınca o yaldızlar bir bir dökülüyor.
Dikkat edin, mesela artik hiçbir yönetim yıllanmış futbolcusuna görkemli bir jübileyi falan umursamıyor. Tabii yine taraftara başka söyleniyor, kapalı kapılar ardında ise "gitsin kardeşim, onunla uğraşamayız, bize sıkı bir transfer lazım" havası esiyor.
Oysa her geçen gün futbol sahası görkemli bir gösteri sahnesine dönüyor. Ve bu sahnenin üç ayağı var: Parayı bastıran seyirci-para bastırılan oyuncu-kulüpteki iktidarı sayesinde işini gücünü ve sosyal kimliğini parlatan yönetici...
Maalesef, itirafı ve kabulü zor ama amatör heyecanlar ve bağlılıklar bu sahnenin temelindeki yerlerini gitgide kaybediyor.
Taraftar ya tezahürat "effect"i olarak önem taşıyor ya da artik kılık değiştirip kulübe para kazandıran "müşteri" ye dönüşüyor.
E, ortam böyleyken, günlerce "Türkiye'de kalırsam başka takıma gitmem" diyen ve sahadaki hal ve tavırlarıyla da sözüne inandıran Tümer'in bir gecede ezeli rakibe transfer oluvermesi taraftarların bilincinde alttan alta bilenen tedirginlikleri, kuşkulan su yüzüne çıkartıyor.
***
Bazı futbol yorumcuları bu transfer üzerine çekmecelerinde her daim hazır tuttukları cümleleri yazıya döküverdi.
Neymiş? Tümer bir profesyonelmiş, bunu böyle kabul etmek ve kararını saygıyla karşılamak gerekirmiş..
Tamam, tamam da... Taraftarlık bilincini rahatsız eden şey de tam bu işte.
Yani hepsi buysa, bu kadar kolay ve basitse bu işler...
Profesyonelliğin şaha kalktığı bir dünyayı böylesine amatörce sevmeyi sürdürmek tuhaf kaçmıyor mu?
Haşmet Babaoğlu 05.06.2006