ben bugün bi eleştiri okudum bu film hakkında..işte sadece bi bölümü..
"Hırsız Var’ın neresinden başlamalı artık bilemiyorum; çünkü neresinden tutsanız elinizde kalan bir film. ‘Ufak tefek de olsa kalanlarla idare edelim’ deyip sağa sola çarpmadan ilerlemek istiyoruz; ama ne mümkün. Her şeyi ile dökülen bir film oynuyor perdede. İlk sorunumuz tabii ki öykü... Film deyince Türk insanı, hemen ‘Konusu nasıl?’ der. Filmimiz son zamanların modası olan ‘kesişen öyküler’den hareketle klişelere taş çıkaracak bir konuya sahip dersek abartmış olmayız. Hikâye öyle hızlı ilerliyor ki filmin ne zaman başlayıp bittiğini anlayamıyorsunuz bile. Zaten pasif durumda olan biz izleyiciler Hırsız Var’ın ilk 30 dakikasında iyice pasifleşiyoruz. Perdede bir şeyler olup bitiyor; ama bizi pek ilgilendirmiyor. Film oynarken göz göze geldiğimiz arkadaşlarla ‘mısır, cips filan mı alsak’ diyecek kadar ilgisiz durumdayız yani. Bu yazdıklarımız size mübalağa gibi gelecek; ama onca yazılanlardan sonra yine de filme giderseniz bize hak vereceksiniz. İkinci sorunumuz ise senaryo... Hırsız Var’la bir kez daha anlaşıldı ki, Türk sinemasının en büyük çıkmazı adamakıllı senaryolara sahip olmayışında yatmaktadır.Bu konuda lafı fazla uzatmaya gerek yok. Tam burada filmin senaristi Haluk Özenç’in şu söylediklerine kulak kabartalım: “Komedi olsun diye yapmadık bu filmi. Hızlı, tempolu ve iskeleti sağlam bir senaryo olsun istedik. Onun için ince işlenmiş bir aksiyon örgüsü kurduk; ama içinde aşk da var, gerilim de, duygusallık da, Türkiye gerçekleri de.” Senariste sorsak, yaptığınız bir film mi yoksa aşure mi? Her tür denenmiş; ama ortaya çıkanın ne tadı var ne tuzu. Keşke adam gibi bir komedi, gerilim ya da aşk filmi olsaydı. Ya da günün yükselen değeri mafyalı, kurtlu, vadili bir şeyler olsaydı. Ama Hırsız Var’da bunların hiçbiri yok. Ya da var da biz göremedik. Bu filmde sinemamız adına üçüncü ve acınacak bir sorunumuz daha var; film için oyuncu seçimi (casting). Ünlüler Çiftliği’ne dönen film kadrolarıyla Türk sineması nereye kadar gidecek? Bırakın manken mankenliğini, şarkıcı şarkıcılığını yapsın. Gerçek oyuncu sayısının zaten bir elin parmaklarını geçmediği ülkemizde ünlülerle dolu bir filmin içinde hangi gerçek oyuncu eriyip gitmez ki?!. Nitekim başarılarıyla övündüğümüz Haluk Bilginer’i böyle bir filmde gay modacı tiplemesiyle görünce üzüldük doğrusu. Fatih Akın, Gülse Birsel ile manken Gamze Özçelik’in ne işi vardı bu filmde? Ünleri ya da isimleri kullanılmak üzere buradalar ise seyirci nezdinde bütün imajlarının yok olup gittiğinden haberdarlar mıdır acaba?
Daha neyinden bahsetsek Hırsız Var’ın acaba? Gözümüzün içine iki dakikada bir sokulan sponsorlarından mı, üst düzey görselliğinden mi, fotoğraf tadında (!) karelerinden mi, olağanüstü ses düzeninden ve müziklerinden mi, baygınlık veren sözde medya eleştirisinden mi, eğlence malzemesi olan kulis arkası moda âleminden mi, temposu hiç düşmeyen (!) aksiyon sahnelerinden mi, 15 dakika ateş edilip kimsenin ölmediği çarpışma sahnelerinden mi, araba freni efektleriyle oluşturulmaya çalışılan kovalamaca ve takip sahnelerinden mi, yoksa çeşit olsun diye araya sokulan ‘Laz’ tiplemesinden mi?
Sonuç olarak, harcanan bütün emeklerin ziyan olduğu bir filmle karşı karşıyayız. Gösterime birlikte katıldığımız arkadaşlar bütün olumsuzluklarına rağmen ünlülerle dolu bu filmin 1-1,5 milyon arasında bir seyirci ile buluşacağını söylüyorlardı, ki doğrudur. Eh böyle bir rakama ulaşınca uyanık yapımcılar da boş durmuyor doğrusu, benzeri filmler de tekrar karşınıza geliyor. Sizin de burada eleştirdiğiniz bütün konular güme gidiyor doğal olarak. Önünüzde gitmek ya da gitmemek arasında iki yol var; yine de tercih sizin!"
**eğer gerçekten gitmeyi düşünüosanız bunu okuyun bence**