Geldi...
Son maçımız Catania'dan sonra oynadıklarım:


Aslında sonlarda bocaladık bir sürü büyük rakibin gelmesiyle. En son olarak Atalanta'yı da yenemezsek istifa edeceğim demiştim. Çünkü kulüp yönetimi ve oyuncular başarısız olduklarına inanıyorlardı. Halbuki 8. sıradaydık.
Son Maçım:
Maç başlamadan önce onlarla bir konuşma yaptım ve eğer kazanamazsanız gideceğim, dedim. Oyuncularımın içinden en çok üzülen Gökhan İnler'di. Bozuk Türkçesiyle "Hocam lütfen gitmeyin" dedi. Bende "Şimdi gitsem bile bir gün geri döneceğim ve Black Devil hak ettiği yeri bulacak!.." diye karşılık vermiştim..
Maça hızlı başlamıştı Black Devil, ezeli rakibimiz ve pilot takımımız Atalanta karşısında kesinlikle 3 puana ihtiyacımız vardı ve bunu alacaktık. Di Natale ve Asamoah Gyan'ın vuruşları teker teker direkte patlarken benim içim adeta cız ediyordu. Bu maçı almalıydık!.. Son saniyeye kadar bastıracaktık..
Dakika 86 olduğunda bir frikik kullanıcaktık. Topun başında Gökhan İnler vardı. Gökhan kaleye nefretle dolu bir bakış attı önce. Sonra topa can havliyle vurdu. Ardından tüm bakışlar kaleye kilitlenmişti. Atalanta'nın evi olan Atleti Azzurri 'de Islıklar arasından havada bir füze edasındaki top hiç falso almadan direğe çarpıp geri dönmüştü. Ben dahil tüm herkes bu pozisyon karşısında adeta yerle bir olmuştuk. Ama daha önemli olan bir şey vardı.
Rakip takım oyuncusu Sergio Floccari Sol kanattan topu almış alevleri yararcasına ilerliyordu. Atalantalı taraftarlar bile bir an susup pozisyonu izlediler. Floccari topu aldı sol çaprazdan ceza sahasına girip kalecinin sağından çok klas bir vuruşla topu ağlara göndermişti. İşte şimdi daha çok yerle bir olmuştuk...
Takım adeta çökmüştü. Daha pas bile atamayacak hale gelmiştik. Bu gol onları yıktığı kadar beni de kahretmişti. Udinese ile son maçımda en azından beraberlik hedefliyordum. Ama kaybediyorduk işte. Her şey bitmişti!...
Dakika 90+4'tü. Sahada yılmayan tek isim olan Gökhan, topu orta sahanın ortasında almıştı. Biraz topu sürdü. Atalantalı oyuncular yavaş yavaş geriye doğru çekiliyordu. Gökhan hemen önündeki Fabio Quagliarella'yla paslaşıp topu tekrar kendisi aldı. Yaklaşık 30 m.'ydi. Herkes ne yapacak acaba diye düşünürken ben içeriye gitmeye hazırlanıyordum. Gökhan topu 15-20 cm ileri doğru gönderip topa hiç bir oyuncuda görmediğim sertlikte vurdu. Bu normal bir vuruş değildi. Fizik kurallarını alt üst edecek şekilde gitmişti top. Bu sefer direğe de değil tam 90'a gitmişti!...

Ertesi gün:
Saat 14:30 civarlarında Udine'de Udine Havalimanı'nın dar koridorlarında Gökhanla beraber yürüyorduk. Gökhan bir kez daha ısrar etti ayrılmamam için ama ben "Gideceğim" demiştim bir kere. Onunla vedalaşıp İstanbul'a kalkan 14:45 uçağıyla Udine'den ayrıldım...
Birazdan... Eren Çevik hangi Türk takımıyla anlaştı?..