
Liverpool -Beşiktaş maçı tarihe geçen skorla sona erdikten sonra Liverpool'dan bildiren Sabri Ugan'ın yanında Hürriyet yazarı Mehmet Arslan ve Futbolmania'nın vazgeçilmezlerinden Faik Gürses vardı.
Faik Gürses, bizim başarıları ne kadar abartan bir millet olduğumuzu anlatıyordu. "Yeter ya!" artık tadında... Sonra konu bizim her şeyi ne kadar iyi bildiğimize geldi... Futbolcudan nasıl ve ne kadar anladığımıza...
Gürses, sinirli ve hayli üzgündü... Dedi ki:
"Pek fazla akademik ve istatistiki bilgilerle konuşan bir adam değilim. Dolayısıyla bir örnek vereceğim: Sami Hypia, Gerrard'dan sonra takımın ikinci kaptanı ve ne kadar senedir burada oynadığını biliyoruz. Biliyoruz ki Sami Hypia, İstanbul'a geldi, ordan da Samsunspor'a gitti. Samsunspor'da denemeye çıktı. Biz Sami Hypia'yı beğenmedik.
Bizde futbol uleması, otoritesi, o kadar istatistikçi, akademisyen falan var ki antrenör, teknik direktör, hatta biz medya mensupları da bu işin içine dahil... Adam tahlil edemiyoruz. Adam teşhis edemiyoruz. Dünyanın hiçbir tarafında böyle futbolcu eleyen, böyle futbolcu beğenen başka bir ülke yok. Ne Hong Kong'da var, ne Bangkok'da, ne de Pakistan'da var. Hiçbir yerde yok.
Biz, adam geliyor, bakıyoruz. "Aaa, futbolcu" diyoruz. Ama futbolcu değil kardeşim. Higuain'in neresi futbolcu?"
Şimdi...
1. Ne güzel eleştirdi Gürses her şeyi en çok bilenleri... Ne güzel de anlattı aslında bizim hiçbir şeyi doğru düzgün bilmediğimizi... Ne güzel teşhisler yaptı hakkımızda... Ne güzel konuştu "Adam tahlil edemiyoruz. Adam teşhis edemiyoruz. Dünyanın hiçbir tarafında böyle futbolcu eleyen, böyle futbolcu beğenen başka bir ülke yok" diye...
Ama insan böyle güzel güzel doğru doğru cümleler kurarken, konuşmasını "Higuain'in neresi futbolcu" diye bitirir mi? Higuain'i kaç kere izledin de bu yorumu yapıyorsun diye sormazlar mı? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demezler mi?
2. Gürses'in coğrafyası da kötüymüş anlaşılan okul yıllarında... "Dünyanın hiçbir tarafında böyle futbolcu eleyen, böyle futbolcu beğenen başka bir bir ülke yok... Ne Hong Kong'da var, ne Bangkok'da, ne de Pakistan'da var" dedi çünkü. Hong Kong Çin'e bağlı özel yönetim bölgesi, Bangkok ise Tayland'ın başkenti... Neyse Allah'tan üçüncüde bir ülke söyledi de Gürses, 3'te 1 tutturdu...
***
Aaa! Böyle bir gafı yazmazsam olmaz... Liverpool maçından sonra Faik Gürses'le beraber yorum yapan Mehmet Arslan maçın ertesi günü yani 7 Kasım'da Hürriyet'te yayımlanan "Kaybederken ne kazandık?" başlıklı yazısını şöyle bitirmiş: "Shankly Gates... Liverpool'un kurucusu... O, 'Futbol hayat memat meselesi değildir, ondan çok, çok daha önemlidir...' demişti. Önemli olan kaybederken ne kazandığımızdır."
Şimdi...
1. "Futbol hayat memat meselesi değildir, ondan çok, çok daha önemlidir..." sözünü birçok kişi bilir ki Bill Shankly demiştir...
2. Liverpool'un kurucusu John Houlding'tir.
3. Arslan'ın Liverpool kurucusu sandığı "Shankly Gates", Anfield'in kapılarından birinin adıdır. Bill Shankly'nin anısına, o isim verilmiştir.
Sonuç olarak demem o ki; insanın ağzından ve kaleminden çıkanı kulağının duyması, gözünün görmesi lazım... Lütfen!
Kapıdan dönenler!
Faik Gürses, Sami Hypia'nın Samsunspor'a geldiğini ve beğenilmeyerek gönderildiğini hatırlatınca şöyle bir yazı iyi gider diye düşündüm:
Günümüz futbolunun önemli isimleri Türkiye Ligi'nin eşiğine kadar geldi; ama transferleri bir şekilde gerçekleşmedi.
Kaka: Yıllar önce daha Gaziantep'e önerildiği ama çok genç bulunarak alınmadığı hep konuşulur.
Ronaldinho: Yine çok uzun yıllar önce Diyarbakır'a önerilmiş; ama bu "tıfıl" çocuk için yönetimden onay çıkmamış. Gremio'da oynarken Galatasaray onu almaya çalıştı, 5 milyon dolar isteyen kulübüne en son 3 milyon dolar verdi. Bir yıl sonra PSG, Gremio'dan 18 milyon dolara aldığı sambacıyı iki yıl oynatıp Barcelona'ya 35 milyon dolara sattı.
Nedved: Galatasaray onu da Ronaldinho'ya benzer şekilde elinden kaçırdı.
Shevchenko: Dinamo Kiev'deyken Trabzon'a tavsiye edildi. Ama dönemin yönetimi "Ünlü değil. Kim tanır ki" diyerek Ukraynalı yıldızı beğenmedi, Sheva'yı da bir yıl sonra Şampiyonlar Ligi'ndeki performansıyla Milan kaptı.
Eto'o: 2000-01'de Fenerbahçe'nin gündemine geldi. Sarı-lacivertliler Baliç'i R.Madrid'den kiralık geri alırken Kamerunlu yıldızı da istedi. Real 5 milyon dolar istedi; Fenerbahçe 4 verdi. Pazarlık kiralığa döndü, ama Eto'o Mallorca'yı tercih etti; iş yattı.
Sami Hypia: Samsunspor'da antrenmanlara çıktıktan sonra beğenilmeyerek gönderildi.
Ronaldo: Yıllar önce Fenerbahçe'ye önerildiği ancak dönemin başkanı Ali Şen tarafından beğenilmediği hâlâ konuşulur.
Appiah: 1996 yılında Galatasaray'ın denemek için getirdiği 8 Ganalı futbolcunun arasında yer alan ancak beğenilmeyen Appiah, İtalya'nın Udinese takımı tarafından beğenildi. Fenerbahçe'ye ise 8 Milyon Euro bonservis bedeli ile Juventus takımından transfer oldu. Söylenen o ki; zamanın Galatasaray Altyapı Koordinatörü Tamer Güney, Fatih Terim'e verdiği raporda, "Appiah'tan hiçbir şey olmaz" demiş.
Bir de Frank Ribery var. O eşikten içeri girdi; ama yönetim zaafları sonucunda elden kaçtı, başka ellere yar oldu...
Ribery: 2004-2005 sezonunun ikinci yarısı Galatasaray'a gelen ve "Anelka'nın bonusu" diye nitelendirilen futbolcu, aylardır maaş alamadığını gerekçe göstererek Olympique Marsilya kulübü ile sözleşme imzaladı. Sarı-kırmızılıların dava isteğine ret cevabı gelince, transfer tamamen gerçekleşmiş oldu. Marsilya'dan yüksek bonservis ücretiyle Bayern Münih'e gitti.
Nilay Yılmaz ın Yazısı(milliyet)