Türk futbolunun transfer geleneklerinin başında, havaalanında ünlü futbolcu kar-şılamak geliyor. Nitekim Roberto Carlos, Lincoln ve Cisse’nin İstanbul’a gelişinde üç büyüklerin taraftarları Atatürk Havalimanı’na akın etti. Güvenlik güçleri zor anlar yaşadı. Bu arada, açık havada imza attırma gibi yeni bir geleneğimiz daha oldu.
Transfer dönemi geçen yıllara oranla hayli hareketli geçiyor. Özellikle üç büyüklerin flaş transferleri her gün gazete sayfalarında geniş yer kaplıyor. Her sene olduğu bu sene de ünlü transferler havaalanında yüzlerce taraftar tarafından karşılandı. Üç büyüklerin taraftarları, birbirlerine nispet edercesine havaalanında daha kalabalık görünmek için ellerinden geleni yaptı. Biz de bu dosyamızda, havaalanında ünlü futbolcu karşılamadan yola çıkarak Türk futbolunun transfer geleneklerini kısaca hatırlatalım istedik.
Havaalanında futbolcu karşılama: Hiç uçağa binmemiş binlerce insan, her yıl iki-üç kere havalimanının yolunu tutabilir. Bunun sebebi, yeni transferin karşılanması merasimidir. ‘I Love You Filanca!’ tezahüratıyla karşılanan ecnebi topçu, ‘Amma da kültürlü ülkeye gelmişim ha! Hepsi şakır şakır İngilizce biliyor!’ diye düşünürken, çoktan omuzlardadır. En büyük transfer odur ve kıskananlar çatlar!
Gazetelere forma ile poz verme: Anadolu takımlarından birinde parlayan genç topçu, gitmek istediği İstanbul takımının genelde lisanssız olan bir formasını üzerine giyer ve ‘Bekle beni İstanbul’ konulu bir konuşma yapar. Bazıları da şu an Trabzonspor’da oynayan Çağdaş Atan gibi önce G.Saray formasıyla poz verip sonra da kendini Beşiktaş’ta bulabilir.
Sağlık kontrolünden geçme: Belden yukarısı çıplak olan topçumuz vücuduna takılmış olan alet edevat ile kondisyon bisikletine çıkıp ‘işlem tamam’ anlamında bir de baş parmak işareti yapıverir.
Açık alanda imza attırma: Bu durum henüz gelenekten sayılmaz. Ya da şöyle diyebiliriz: Birinci Geleneksel Açık Alanda İmza Attırma Töreni... Zira bu gelenek bu sene icat edilmiş olup acayip tutmuştur. Yeni ünlü topçu, statta ya da tesislerde havadar bir imza atar. Bu ‘havadar’ı ister ‘açık hava’ manasında kullanın, isterseniz de ‘havalı’, ‘cakalı’ manasında. İmzadan sonra topçu tribünlere forma ve top atar. Sonra da basın toplantısında ‘Aslında ben buraya para için değil, büyük bir camia olduğu için geldim’ demecini verir.
Top sektirme: Çocuklar için futboldan anlamanın kriteri top sektirmedir. Hele kafayla sektirebiliyorsanız sizden âlâ topçu yoktur. Yeni transferimiz basın önünde top sektirir ve böylece medya ilk kareleri elde etmiş olur. Beşiktaş’ın 1993’te aldığı Arjantinli Nartallo’dan top sektirmesi istendiğinde üçe kadar zor sektirdiği bir şehir efsanesi olarak halen anlatılır.
Bayrak öpme: Yeni transfer, imzadan sonra formasındaki amblemi ya da imza odasındaki kulüp bayrağını öperek adeta bir kutsama işlemi gerçekleştirir. Artık o forma da o arma da mukaddestir. Formanın hakkını veremeyen tekdir edilirken, hakkını veren yine omuzlarda taşınır.
Çocukken de bu takımlıydım: Bir camia ile özdeşleşmiş oyuncu rakip takıma gittiğinde kendini yeni takımının taraftarına ısındırmak için genellikle ‘Çocukken de bu takımı tutuyordum’, ‘Dayım bu takımlı’, ‘Komşunun oğlu da bu takımdan’ gibi ipe sapa gelmez açıklamalar yapar. 1989’da Fener’den G.Saray’a geçen Hasan Vezir, 1999’da İstanbulspor’dan Fener’e gelen Sergen, ilk akla gelen isimlerdir.
Şampiyonluk yaşamaya geldim: Anadolu takımından büyük denilen takımlara geçen bir oyuncu ‘Buraya şampiyonluk yaşamaya geldim’ der genelde. Be mübarek adam, zaten bu ülkede oraların dışında hiçbir yerde şampiyonluk yaşanmıyor ki! Keşke Anadolu’daki takımında yaşayabilseydin böyle bir şeyi… Neyse, yine de yüzde 33 şansın var, fena bir oran değil. Esas ilginç olan ise çeyrek asırdır zirveye hasret Trabzonspor’a giden oyuncuların bile ‘Şampiyonluk yaşamaya geldim’ deyip gazetelere manşet olması.
Kendimi evimde gibi hissediyorum: Yeni transfer, tesislerden içeri girer girmez kendini evinde hissetmeye başlamıştır bile. Hani neredeyse tesis müdürüne, ‘Amca, size baba diyebilir miyim?’ diye soracaktır. Eski takımıyla şimdiki takımına karşı oynadığı bir maçta çok etkilenmiştir atmosferden. Bundan sonra elinden geleni yapıp camiaya mal olacaktır.
Çampiyon Fenıbaaçe: Yeni transfer yabancı ise basın toplantısının sonunda mutlaka Türkçe bir-iki kelam etmesi istenir. O da genellikle ‘Şampiyon Falanca’ diyerek gönülleri fetheder. İyi de, ‘Şampiyon’, her yerde ‘şampiyon’ demek zaten. Mesela, ben Real Madrid’e transfer olsam ‘Şampiyon Real Madrid’ diyebilirim. Üstelik bunu söylerken de otomatikman İspanyolca söylemiş olurum. Yeni gelen kolaysa ‘Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, forvette gol makinesi’ dese ya…
Esasında bu liste uzar da uzar. Toparlayacak olursak, Türkiye’nin şahsına münhasır bir futbol geleneği olduğu apaçık. Nicolas Anelka, ‘Taraftarlar idmana gelip niçin baklava verir, anlamış değilim!’ diye boşuna konuşmadı değil mi?
Mehmet Yılmaz