**Beşiktaş'ın savaşçı ruhlu futbolcusu Gökhan Zan, sık sakatlandığı yönündeki haberlere inat konuştu: "Gülüyorum. Nasıl sakatlandığım ortada. Takımım için sakatlanacaksam sakınmam."**
"Biraz zamana ihtiyacımız vardı ve o zaman da doldu." diyen Gökhan artık zamanın şampiyonluk zamanı olduğunu söyledi. Genç futbolcu sık sık sakatlandığı yönündeki haberlere de tepki göstererek "Ben de o gazeteleri alıp baktığımda güldüm. Her zaman kendime bakan bir futbolcuyum. Ama olacaksa oluyor işte. Ben darbeyle sakatlandım. Beşiktaş için sakatlanacaksam sakınmam. " dedi. İşte o sözler:
**“BANA NAZAR DEĞER”**
**-Gökhan kısmetsiz bir insan mısın?**
Yani, biraz öyle oluyor. Şanssızlık, kısmetsizlik diyebiliriz. Küçüklüğümden gelen yıldızım düşük olabilir.
**-“Yıldızım düşük” dedin. Fallar, burçlar... Bunlara inanır mısın?**
Fal, burç o ayrı da annem küçüklüğümde hep “Nazar sana değer” derdi. Ve halen nazar değer bana. Küçüklüğümden gelen bir şey. Annem hep bana bunu söylerdi, hala söyler. Bir nazar değme olayı oluyordu.
**-Nazara inanıyorsan buna karşı bir önlemin var mı?**
Bana yine nazar değiyor yine sakatlanacağım demiyorum. Öyle bir düşüncem yok zaten. Ama en azından bir şanssızlık, bir nazar değme olayı, bir kısmetsizlik olarak görüyorum
**“BEN O KADAR ÇOK SAKATLANMADIM”**
**-Nazardan başladık ama nazarı bir kenara bırakalım. Sohbetimize de nazar değmesin bu arada. Niye kısmetsizlik dedik, sakatlıklardan dolayı dedik. Şimdi sen sakatlandıkça insanların sana bakış açısı farklı oluyor. “Niye sakatlanıyor?” diyorlar. Aslında sen o kadar sakatlanmıyorsun. Bu sezon yaşadığın 2 sakatlık var.**
Güzel bir soru sordunuz, ben devamını getireyim. Sormak istediğiniz soruyu çok iyi anladım ben. Bunun için teşekkür ediyorum. Evet, insanlar ister istemez böyle bir düşünceye kapılabilir. Çünkü bizim içimizde değiller, dışarıdan takip ediyorlar. Basından o şekilde takip ediyorlar. Hatta insanlar maça geliyor, maçta gördüğüne inanmıyor, maçtan sonra yapılan yorumlara, gazetelerde çıkan yazılara inanabiliyor. Ama bizim Beşiktaş taraftarının özellikle bu konuda duyarlı olduğuna inanıyorum. Fakat şu konuya gelmek istiyorum: Omuz ve şu andaki diz sakatlığımdan sonra işte Gökhan bu kadar sakatlandı, şöyle sakatlandı diye yazıldı çizildi, işaretlerle gösterdiler, fotoğraflarla gösterdiler. Ben de o gazeteleri alıp baktığımda güldüm. Sonuçta doktorumuz da, hocamız da yönetimimiz de ne olduğunu biliyor. Bizim seyirci de biliyor o kadar çok sakatlanmadığımı. Bunlara tabii ki ister istemez üzülüyorsunuz. Özellikle bu konuda bana haksızlık edildiğini düşünüyorum. Biraz daha duyarlı olunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü ben o kadar sakatlık yaşamadım, bunu herkes çok iyi bilsin. Fransa kampında, Almanya kampında şu oldu bu oldu diye herkes yazmış. Bir kere sakat futbolcu maçta oynamaz. Mantık olarak düşündüğün zaman madem benim bu kadar sakatlığım var ben nasıl oynadım o maçlarda? Sakatsam oynayamam zaten. Sakat sakat nereye kadar oynayabilirsin zaten? Daha kötü olursun. Omuzum çıktı, herkes gördü zaten. Pozisyona herkes baksın görsün. Nasıl sakatlandığımı incelemiyorlar mı? İnsanlar bunu görmeli diye düşünüyorum. Buradaki arkadaşlara, doktora, sağlık ekibine herkese sorabilirsiniz, ben sabahları herkesten önce gelirim, en son ben çıkarım. Günde 3-4-5 saat hep ekstradan çalışırım. Fitness salonunda kuvvete dayanıklılık, vücut, üst grup, alt grup her tarafı çalıştırıyorum. Her zaman kendime bakan bir futbolcuyum. Ama olacaksa oluyor işte. Her insanın omuzu çıkabilir, arabanın bagajını açarken bile çıkar. Omuz kemik değildir, oynak bir bölgedir. Pozisyonda şiddetli bir darbe yiyorsunuz ve bu şiddetli darbe pozisyon içerisinde olan bir darbe. Yani futbolcuyu engellemek, futbolcuya karşı müdahale artı futbolcunun size karşı kontrolsüz bir girişi var. O anda kendimi kasayım, sakınayım, kaçayım diye maç içerisinde düşünemezsiniz. Çünkü takımınız için mücadele veriyorsunuz. Takımınız için ter döküyorsunuz. Ben o pozisyonda sakınsam ki son adamım, benden sonra kaleci var.
**“TAKIMIM İÇİN SAKATLANMAYA HAZIRIM”**
**-Sakınan çok futbolcu da vardır ama.**
Ben öyle değilim. Takımım için sakatlanacaksam sakınmam. Ben bu şekilde cansiperane oynarım. O hırsla oynarım. Eğer ben bu şekilde sakatlanacaksam, sakatlanmaya hazırım abi. Takımım için her türlü fedakarlığı yapmaya hazırım. Çok ciddi ve samimiyetle söylüyorum. Nasıl oynadığımı herkes biliyor ve görüyor.
**“ÇALIM YEMEYİ BİLE KABULLENEMEM”**
**-Futbolcunun da namusu bu oluyor değil mi?**
Bir futbolcunun beni geçmesini, benden hava topunu almasını kabul edemem ben. Ben kötü bir şeyi hazmedemiyorum. Mutlaka herşeyin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Tabii ki herşeyin en iyisi olmayacaktır ama sahaya çıktığım zaman “Gökhan bugün herşeyin en iyisini yapmaya çalışacaksın” diyorum kendime. Sakatlık konusunda genel olarak konuşuyorum, insanlar hep yazdılar çizdiler bunları. Bir bakın ben 25 tane maç oynamışım bugüne kadar. Madem sakatım nasıl oyanamışım bu maçları?
**“KİMSEYE BİRŞEY ANLATMAK ZORUNDA DEĞİLİM”**
**-Bunları haberleri yazanları tanıyorsun. Basınla iç içesin. Onlarla bu konuyu konuşuyor musun?**
Yooo, konuşmuyorum. Sonuçta onların yapmak istediği bir haber vardır, onların sadece biraz hoşgörüyle yaklaşmalarını rica ediyorum. Ama onlarla bu konuda niye böyle yazıp çizdiniz diye konuşmuyorum. Kimseye de birşey anlatmak zorunda değilim.
**“BASIN BİZE KARŞI DUYARLI VE SAYGILI OLMALI”**
**-Yani öyle bir tartışma veya hesap sorma anlamında konuştun mu diye sormuyorum.**
Ne tartışma anlamında, ne hesap sorma anlamında, bu konuyu konuşmayı düşünmedim. Önemli olan sizin yaptığınız röportaj gibi gelip de bir futbolcuyla bu diyaloğu kurması, bu konuyu ele alması daha hoş diye düşünüyorum. Benim gidip “Niye böyle yazdınız?” demem, belki kendileri tarafından yanlış anlaşılacaktır. O yüzden pek fazla umursamıyorum. Ama herşeyin belli bir sınırı vardır. Biz basınla hem iyi olmalıyız hem içiçe olmalıyız. Ama herşeyin bir sınırı olması gerek. Biz onlara nasıl saygılıysak onların da bize duyarlı ve saygılı olmaları gerekli diye düşünüyorum. Bu basın mensuplarının hepsini kapsamıyor tabii ki, aralarında bir kaç kişi abuk subuk laflar yazıyor. Ama gerçek anlamda haber yazanlar, yorum yapanlar, saygı duyulanlar çoğunlukta zaten. Ben de onlara saygı duyuyorum. Yorumlarına ve eleştirilerine saygı duyuyorum. Tabii ki eleştiri olacaktır ama dediğim gibi bir sınırı olması lazım. Bir çerçevesi olması lazım. Çünkü o, futbolcuyu daha sonra ezebiliyor. O futbolcunun konsantrasyonunu dağıtabiliyor, psikolojisini etkileyebiliyor. Benim takımıma ne kadar katkı sağladığımı ve nasıl canı gönülden oynadığımı bizim taraftar biliyor ve dile getiriyor. O yüzden taraftarımızın bu konuda bana karşı duyarlı ve hoşgörülü olduğunu çok iyi biliyorum. Benim de onlara olan bir borcum, sakatlığımdan kurtulup, eski performansıma kavuşup onlara teşekkür etmek olacaktır.
**“GALATASARAY’IN KAPISINDAN DÖNDÜM”**
**-Resmen Galatasaray’ın kapısından dönmüş oldun, öyle mi?**
Evet. Kapısından dönmüş oldum gibi. O sene Trabzonspor’dan, Fenerbahçe’den teklif geldi. Gençlerbiliği de istiyordu beni. Ama olmadı hiçbiri. Ondan sonra 1 sene geçti. Sezon bitti ve amcama gittim Belçika’ya. Ben tatildeyim televizyonlardan takip ediyorum. Haberlere bakılırsa bir Fenerbahçeye, bir Galatasaraya, bir Trabzonspor’a transfer oluyorum. Tatilden döndüğüm günün gecesi evdeyim. Saat 23.00’de Niyazi Önen arıyor beni, “Seni, Beşiktaşa verdik” diyor. Ben daha fazla şok oldum. Çünkü Beşiktaş’tan teklif almamıştım. Beşiktaş beni takip ediyordu onu biliyorum. Beşiktaş’ın eski yöneticisi ve Çanakkaleli olan İbrahim Altınsay devanmlı maçlarımızı izliyordu. Neyse, Niyazi Önen “Seni verdik” dedi, ardından bir saat sonra bir baktım Hüsnü Güreli beni arıyor. “Hayırlı olsun, seni aldık, yarın geliyorsun” dedi.
**“BİR BAKTIM GAZETEDE BENİM FOTOĞRAFLARIM”**
**-Bir futbolcuya “Seni bu takımlar istiyor, biz seni şu takıma veriyoruz. Sen ne diyorsun?” diye sorulmaz mı?**
Ama ben buna daha fazla sevindim. Mutluluğum bir kat daha arttı. Feyyaz hoca (Uçar) benim Çanakkale Dardanelspor’da hocalığımı yaptığı için benim daha da hoşuma gitti. Ertsi gün bir baktım gazetelerde benim fotoğraflarım, haberler.
**-Rüya gibi yani?**
Rüyadan daha farklı. Başka bir dünya. 18-19 yaşındasınıuz ve 100. yılında şampiyon olan bir takıma geliyorsunuz. Bu da ayrı bir heyecan. Bakıyorsunuz, sizi daha önce isteyen Lucescu Beşiktaş’ın başında. Zago, Ronaldo, Ahmet Yıldırırm, Emre, Cordoba, Tayfur, İlhan Mansız. Baktığın zaman müthiş isimler var ve onlarla berabersin o yaşta düşünebiliyor musun. Bu çok güzel bir duygu. Ayrı bir heyecan yaratıyor insanın içinde, ayrı bir profesyonellik, ayrı bir tecrübe. Ben Lucescu zamanında belki 3-4 tane maç oynadım ama ben Lucescu’dan, Zago’dan, Ronaldo’dan çok şey öğrendim. Benim ismim Gökhan Keskin’den geldi. Neden geldi? Neden Beşiktaş’a geldiğime daha fazla sevindim şimdi bunları anlatacağım. Benim ismim doğduğum an Gökhan Keskin’den geldi. Çünkü Gökhan Keskin o zaman Beşiktaş’ta yeni başlamış. O zaman benim amcam fanatik bir Beşiktaşlıymış.
**“BABAM FENERLİYDİ AMA YAŞASA BEŞİKTAŞLI OLURDU”**
**-Baban?**
Rahmetli babam Fenerbahçeliydi. Babam fanatik değil, Fenerbahçe’ye sempati duyuyor ama amcam fanatik bir Beşiktaşlı. Dedem de fanatik Beşiktaşlı. Dediğim gibi adım Gökhan Keskin’den geliyor. Gökhan stoper, ben de stoperim. Bir de Gökhan Keski’nin jübilesi yapıldı, Gökhan Keskin oyundan çıktı, oyuna beni soktular. Ayrıca Metin, Ali, Feyyaz üçlüsüyle futboldan sonra çalışan tek futbolcuyum. Üçüyle de çalıştım. Dardanelspor’da da Fuat Yaman’la çalıştım başka bir Beşiktaşlı. Nereye baksam Beşiktaş. Nasıl anlatayım daha Beşiktaşlı olduğumu bilemiyorum. Doğuştan mı diyelim ne diyelim? Kaderimde var yani. Babam Fenerbahçeli ama biz de onu çok kızdırırdık. Çok isterdim babamın beni bugünlerde görmesini. Keşke şu anda şu durumda beni görmüş olsaydı zannediyorum o da fanatik bir Beşiktaşlı olurdu, kesinlikle olurdu. Çok erken yaşta kaybettik. Tam buraya geleceğim sene kaybettik babamı. 42 yaşında kaybettik babamı. O yüzden ailemin sorumluluğunu ben almış durumdayım. Kardeşim zihinsel engelli, annem böbrek hastası. Ben mutluyum yani. Aileme bu şekilde bakmaya devam edeceğim. Allah sağlık, ömür ve güç verdiği sürece böyle. Ben genç yaşımda evlendim. Benim aile hayatım bu. Eşimle beraber değil bütün ailemle beraber yaşıyorum İstanbul’da. Onları da İstanbul’a aldım. Hepimiz bir yaşıyoruz. Sağolsun eşimin de büyük katkısı var. Kanada’da yaşamış olmasına rağmen, Antakyalı ve küçüklüğünden beri tanıyorum kendisini. 19-20 yıl Kanada’da yaşamış, ünüversiteyi Kanada’da okumuş, işletme eğitimi almış. Gerçekten aileme karşısı çok büyük saygısı var, bana karşı çok büyük saygısı var.
“AVRUPA’YA GİDERSEM BEŞİKTAŞ DA PARA KAZANMALI”
-Kulübüne para kazandırmadan gitmek istemiyorsun değil mi?
Tabii ki kazandıracaksın. Kazandırmadan olur mu? Beşiktaş sizi buaralara kadar getirmiş. Bu şekilde mi karşılığı olmalı. Her zaman iyi ayrılmalısınız. Gittiğiniz yerde hem kendi camiaızı hem ülkenizi temsil edeceksiniz. Bunlar çok önemli.