Maziye geri pasla tarih yazılmaz!

Bir umut saklı Galatasaraylı'nın yüreğinde. Yaşananlar yaşatıyor belki de o inadına sevgiyi. Takımla beraber ıslananların, beraber yürüdükleri yollardan geçerken gördükleri tabelalarda gizli tutkuları. Neuchatel zaferinde, Prekazi'nin Monaco'ya attığı füzesinde, Arif Erdem'in Manchester'ın filesindeki örümceği alışında, Ercan Taner'in "Hagi, Hagi, Hagi, Hagi" haykırışında, Hakan'ın Leeds'te kaleyi görüşünde, 17 Mayıs 2000'de Taffarel'in koruduğu kalenin arkasında, Jardel'in Süper Kupa'nın uzatmasındaki gelişine vuruşunda...
Belki de daha da eskilerde... Metin Oktay'ın fileleri yırttığı anda, Gökmen Özdenak'ın kafaya yükselişinde, kaleci Turgay'ın eldivenlerinde...
Yani sözün özü sarı ile kırmızının bileşkesinde.
Sadece geçmişle yaşanır mı, yaşanmaz elbet. Gerçek açık seçik ortada. Galatasaraylı, mevcut takım gibi hücuma kalkamıyor bu yüzden. Maziye yapılan geri pasın nedeni bu. Galatasaraylı artık duran toplara vuran birinin olmadığını biliyor yani. Vuranların adresi yanına almadığının farkında.
Orta sahadakilerin sadece yağmur nedeniyle kayarak müdahale yaptığının ve kenar yönetiminin aklının kenarından geçirdiklerinin farkında.
Defansa Song'un yanına Popescu ve Capone'yi koymak için çok geç evet. Arda ile Hagi'yi yan yana izlemek imkansız. Prekazi ortalasa, Hakan indirse Tanju vursa iyi olur da olmaz. Geçmiş güzel ama geleceğe uyarlanmaz. Şimdiki gibi deneme yanılmayla da olmaz. Transfer oynatmamak için yapılmaz.
Olimpiyat'ı, Ali Sami Yen'e döndürmeye çalışmakla olmaz. Ali Sami Yen'i ayakta tutamamakla da. Yumruğu masaya vurmadan, masadan yansıyan sesi duymadan olmaz. Yeni bir sayfa açmadan, kaleme mürekkebi doldurmadan, yazılacak yeni tarihleri için kalemi defterin üzerinde tutmadan olmaz. Olmaz...
güzel bi yazı..