
Kayserispor'u tarihinde ilk kez Avrupa'ya taşıyan Ertuğrul Sağlam, AZ Alkmaar maçında şehrin ilgisizliğinden yakındı. Sağlam, ‘Maçtan önce kimse başarı dilemedi. Elimizden geleni yapıyoruz ama stat dolmuyor. Maçın son 10 dakikasında da tribünler boşalıyor.' dedi.
Sizlere Zaman Gazetesi muhabirleri Necati Kola ve Ersan Temizel'in Ertuğrul Sağlam ile yaptığı röportajı aktarıyoruz: "Önceki gece UEFA Kupası'nda en ümitli olduğumuz takımlarımızdan biri de Kayserispor'du. Geçtiğimiz sezonlarda UEFA Kupası'nda çeyrek ve yarı final oynayan AZ Alkmaar ile eşleştiğinde Sarı-Kırmızılı takıma açıkçası neredeyse hiç şans tanınmıyordu. Ancak deplasmanda alınan 3-2'lik sonuç, Kayserispor'a olan güveni bir anda artırdı. 1-0'lık galibiyetin yettiği maçın ilk dakikalarında öne de geçen temsilcimiz, biraz da tecrübesizliğin kurbanı oldu ve 1-1'lik skorla elendi. Biz de ertesi günün ilk saatlerinde Kadir Has Tesisleri'nde Kayserispor'un genç ve başarılı teknik adamı Ertuğrul Sağlam'ı ziyaret ettik. Sarı-Kırmızılı takımı 41 yıllık tarihinde ilk kez Avrupa'ya taşıyan ve İnter-Toto'dan UEFA Kupası'na terfi ettirerek ilklerine bir ilk daha ekleyen Sağlam ile AZ Alkmaar maçlarını, Avrupa macerasını, Kayseri kentinin futbola ilgisini ve Türk futbolunu konuştuk.
Alkmaar karşısında size kimse şans tanımıyordu; ama tarihinizde ilk kez katıldığınız bir organizasyonda UEFA Ligi'nin eşiğinden döndünüz. Hedefleri çok büyük bir teknik adam olarak mutlaka çok üzülmüşsünüzdür.
Çok üzüldüm tabii. Üzülmemek elde değil. Ama her şeyde bir hayır vardır. İnşallah bu sonuç bizim için hayırlıdır. Buraya kadar bu heyecanı yaşattıkları için oyuncularıma çok teşekkür ediyorum. İlk defa Avrupa'ya çıkan bir takımız. 8 maç yaptık, 4'ünü kazandık, 3'ünde berabere kaldık, sadece birini kaybettik. Onu da Avrupa tecrübesi üst düzeyde olan Alkmaar karşısında aldık. Buraya kadar geleceğimizi de kimse düşünmüyordu. Gerçi biz düşünüyorduk ama… Son maç için de çok ümitliydik; ama olmadı. Ne yapalım, canımız sağ olsun…
Maçın son dakikalarında, bir gole daha ihtiyacı olan futbolcularınız taç atmaya bile gitmiyordu. Bunun sebebi neydi sizce?
Telaştan oldu. Herkes gole odaklandı. Herkes bir an evvel gol atmak istiyordu. Gol atacaksın da tacı kim atacak? Önce tacı atman lazım ki golü atasın… Hepsi tecrübe oldu artık.
UEFA Ligi'ne kalsaydınız dört maç daha yapacaktınız. Belki Avrupa'nın en büyük takımlarından ikisi daha buraya gelecekti.
Tabii çok katkısı olacaktı; ama olmadı. Ben bunu biraz da tecrübesizliğimize ve yorgunluğumuza bağlıyorum. Az önce her şeyde bir hayır vardır derken, hayrı biraz da burada görüyorum ben. Biz iki haftadır çok yoğun bir maç trafiğinin içindeyiz. UEFA Kupası, Türkiye Kupası ve lig maçlarına bir de yorucu yolculukları ekleyin siz. Johnson'u hariç tutarsak bu çocukların hiçbiri bu yoğun tempoya hazır değildi. Bu yoğun tempoyu kaldırmak da çok zor. UEFA Ligi'ne kalsaydık bu bizim için çok büyük bir onur olacaktı. Ama UEFA Ligi maçları başlayınca Türkiye Kupası maçları da başlayacaktı. Yine böyle bir yoğunluğun içine girecektik. Belki ligden kopacaktık o zaman. O bizim için kötü olacaktı. Biz olaya böyle olumlu yaklaşmak istiyoruz ve bizim için hayır olduğunu düşünüyoruz; ama elendiğimize de çok üzülüyoruz tabii.
Bir Allah'ın kulu başarı dilemedi
Taraftarlarla ilgili düşünceleriniz neler?
Tribünler tam dolmadı, maça gelenler de sadece izlemekle yetindi. Böylesine önemli bir maçta bile kale arkaları boştu. Biletlerin 6 binini de kentin en önemli işadamlarından Hacı Boydak aldı. O da almasa tribünlerin yarısı boş kalacaktı. Takımın aldığı başarılarla, insanlara yaşattığı mutluluklarla, gururlarla doğru orantılı hiçbir şey yok şehirde. Bir Allah'ın kulu maçtan önce bir çiçek getirip de başarı dilemedi. O kadar sivil toplum örgütü var, kurum ve kuruluşu var, zengini var... Bir Allah'ın kulu çıkıp da UEFA Ligi'ne kalın, size bir kilo elma, bir tane ekmek, bir tane zeytin… Kimse demedi yahu! Böylesine bir ilgisizlik anlaşılır gibi değil.
Kayseri, başarılara rağmen bir futbol kenti olamadı o zaman.
Maalesef olamadı. Şimdi soruyoruz; ‘Doyduk'… Neye doydunuz! Durun bi yahu! 41 yıllık bir takımız daha… Avrupa'ya daha yeni çıktık… Şampiyonlar Ligi'nde oynarsın da UEFA'yı beğenmezsin şimdi. Hiç anlayamadım var ya bu insanlarımızı…
Havaalanından şehre geldik. Zannediyoruz ki herkes maça odaklanmış. Ama diğer günlerden hiç farkı yok sanki. Herkes normal günlük hayatını yaşıyor. İnsanlar alışveriş yapıyor, esnaf bir mal fazla satabilmenin telaşını yaşıyor…
Futbol da bir ticaret sonuçta. Pastırmacı bir fazla satmanın hesabını yapıyorsa, futbol büyük bir fırsat işte. Dışarıdan takım gelecek, taraftar gelecek, gazeteci gelecek, pastırma alacaklar. Esnafın bunu da düşünmesi lazım. Şu bir gerçek ki sadece futbol takımıyla bu iş olmuyor. Taraftar, şehir ve şehrin ileri gelenleri destek olmazsa, ancak bir yere kadar gidiyorsun. Mesela, taraftar son maçta biraz daha coşkulu olabilirdi. Olsaydı hakem belki üç-beş tane daha pozisyonda düdüğü bizim lehimize çalacaktı. Penaltı beklediğimiz pozisyonlardan birini verebilirdi mesela. On dakika var maçın bitmesine, taraftarlar çıkmaya başladı. Nereye gidiyorsunuz yahu! Köprü trafiği mi var? Maçın en önemli bölümünde stat boşalıyor. Anlamak mümkün değil.
Ben hocalıkta hem alaylı hem de mektepliyim
Yıllar önce Beşiktaş'ta oynarken sizinle bir röportaj daha yapmıştık. O zaman, ileride iyi bir teknik direktör olabilmek için spor akademisini bitirdiğinizi ve master yaptığınızı söylemiştiniz. Başarınızda bunun ne kadar etkisi var?
Ben futbol oynarken aynı zamanda 4 yıl üniversite okudum, 3 yıl master yaptım. Sırf ileride iyi bir teknik direktör olmak için. Hakikaten şimdi çok faydasını görüyorum. Bir teknik direktörün anatomiyi, spor fizyolojisini, spor psikolojisini, antrenman tekniklerini çok iyi bilmesi gerekiyor. Şimdi baktığım zaman işime yarayan birçok bilgiyi almışım o zaman. Ben hem alaylı hem mektepliyim.
Ligin şu anki hali sizce tesadüf mü?
Kesinlikle tesadüf değil. Çünkü, Vestel Manisa böyle bir başarıyı planlamıştı. Bana göre çok iyi bir teknik adamı takımın başına getirdiler, çok önemli paralar harcadılar, doğru yerlere doğru transferler yaptılar. 2 buçuk milyon dolar verip adam alabildiler. Bakıyorsun, adamların iki futbolcusunun değeri, senin bütün takımının maliyetine eşit. Vestel Manisaspor'u takdir etmek lazım. Geçenlerde Vestel Manisa'nın patronu Ahmet Zorlu'yu dinledim. ‘Takım bu şekilde giderse devre arasında hocamızın istediği her oyuncuyu alacağım.' diyor.
Sizi etkileyen hocalarınız oldu mu?
Yirmiye yakın üst düzey hocayla çalıştım. Hepsinden bir şeyler kazandım. John Benjamin Toshack tabii kendine münhasır bir adamdı. Ondan sabırlı olmayı, hoşgörülü olmayı, profesyonelliği dibine kadar yaşamayı öğrendim."