Çocuklarımız, başarı durumunun yansıtıldığı, adına karne denen belgelerini aldılar. Kimi sevindi, çünkü burcu burcu başarı kokuyordu karne. Bir kısmı üzüldü, çünkü başarısızlıkları su yüzüne çıkmış, gözler önüne dökülmüştü.
Meslek yaşantımda hep savundum, yine de savunurum: Bana göre not, amaç değil sonuçtur. Ya da öyle olmalı, öyle yorumlanmalıdır. Not ve dolayısıyla karne, başarımızın ya da başarısızlığımızın doğal göstergesidir; göstergesi olmalıdır bu nedenle.
Hemen belirtmeliyim ki, başarı ya da başarısızlık yalnız tek başına öğrencinin değil, öğrenciyle birlikte okulun, ailenin ve çevresinin ortak ürünüdür.
Çünkü eğer çocuk ya da gencin doğuştan getirdiği bazı noksanlıklar yoksa bu öğrencinin başarılı olması gerekir. Başaramıyorsa başka sorunlar var demektir. Bu sorunlar genellikle ''biz'' kaynaklıdır.
Eğitimciler olsun, veliler olsun, suçu hep çocuğa atarız biz. Bize göre ''öğrenci çalışmıyor'' dur. Ama neden çalışmıyor? Sanırım sorun burada odaklanmakta. Bu da önemli bir araştırma, inceleme konusu. Bu noktada rehberlik merkezlerine çok iş düşmekte, çünkü sorunun nedenlerini bilmeden çözüm üretilemez. Üretilse bile temelsiz olur. Davranış bilimleri bunu böyle söyler çünkü.
İşin daha derinlerine inilirse verilen notun ne ölçüde gerçek, objektif (tarafsız) olup olmadığı devreye girer. Sorulan sınav ya da yoklama sorularının açığa çıkarmak isteği şeyin ne olduğunu iyi bilmek ve ölçmek önem kazanır. Ezberciliğe dayanan sorular yerine, işlevsel bilgiyi ölçebilen sorular... Çünkü tüm eğitim bilimleri, ezberlemenin öğrenme olduğunu vurgular.
Öğrencinin öğrenmeyi sevmesi, okulu sevmesi, öğretmenini ve dersleri sevmesi, daha doğrusu sevdirilmesi bile başarıyı olumlu yönde etkileyecektir. Ama elli-altmış kişilik sınıflar, çift öğretim ve olumsuz fiziksel koşullar da olumsuz etkileri çoğaltacaktır.
Eğitim sistemimizin bitmez tükenmez sorunları hep vardı, yine var.
Böyle olsa ya da olmasa da başarısızlıkta tek başına ve yalnızca öğrenci suçlanamaz. Önce öğretmen ve veli olarak kendimizi sorgulayabilmeliyiz, derim ben. Sonra da ortak sorunlara ortak çareler aramak gerekecektir. Belki kolay bir iş değil, ama yarınların mutluluğu için değer.
Necdet TEZCAN 19.02.2006