Zülfü Livaneli 31.01.2006
İsim: Ergin Erenoğlu Görev: TRT Ankara Radyosu -Çok Sesli Müzikler Müdürü
Eylem: Pavarotti dinleyen sanatçılara "Kapatın lan şu gavur müziğini!" diyerek türkü çaldırmak istemek.
Dün bu haberi Hürriyette okuyunca güleyim mi, kızayım mı şaşırdım.
Sonunda yine "Bu ancak bizim memlekette olur!" diyerek, artık iyice saçma sapan bir hal almış bulunan kavram kargaşasının yeni bir örneği olarak algıladım.
Çok sesli müzik sevmemek suç değil elbette. Bir insan, "Ben sadece türkü seviyorum, başka müzik dinlemek istemem!" diyebilir ama o kişi "Çok Sesli Müzikler Müdürlüğü" yapmaz.
Çünkü görevi, kendi terminolojisine göre "Gavur Müziği Müdürlüğü dur
Hem böyle bir görevle maaş almak, hem de çok sesli müzik dinledikleri için sanatçı arkadaşlarına hakaret etmek dünya literatürüne geçecek bir acayiplik.
En iyisi biz bu polemiği bırakıp, işin özüne bakalım.
Müzik, Türkiye'nin kamplara bölünmüşlüğünün en önemli göstergesi.
Cumhuriyet'le birlikte başlayan çok sesli müzik hamlesinin ve Alman besteci Paul Hindemith davet edilerek kurulan müzik eğitim sisteminin iki sonucu oldu.
Bir kısım "kraldan çok kralcı"lar, halka dinletilecek tek müziğin Batı çok sesli müziği olduğuna karar verip, geleneksel müziği yasaklamaya ya da en azından gözden düşürmeye çalıştı.
Mustafa Kemal gibi halk kültürüne en büyük önemi veren bir liderin döneminde bile, gericilik aleti olarak gördükleri halk sazını yok etmeye uğraştılar. (Ahmet Kutsi Tecer, Aşık Veysel'in yedi sazını jandarmaların yaktığını nakleder.)
İkinci kesim ise bu tarzı "gavur müziği!" diyerek tu kaka etmeye uğraştı.
Dünyanın en ciddi müzik birikimini alay konusu haline getirdi.
Sonunda iki kesim birbirine düşman oldu.
Anlamsız bir ikilik doğdu.
Gördüğünüz gibi bu konuda suçu kesinlikle tek tarafa yüklemiyorum. Çünkü bu ülkede tutucular, gericiler olduğu gibi çok sesli müzik savunucuları arasında da fanatiklere ve bu ülkenin geleneksel müziğini hor görenlere rastlanır.
Bu aşırılara en güzel cevabı değerli besteci Cemal Reşit Rey verir.
Şöyle anlatır Rey:
"Musiki Komisyonu'nda birisi, memlekette tek sesli şarkı söylemenin yasak edilmesi gerektiğini teklif etti. Bunun üzerine ben de kalktım ve dedim ki; bir çoban faraza davarlarını otlatırken şarkı söylemek ihtiyacını hissederse, ille köye gidip bir ikinci çobanı bulup, gel birader sen de şu ikinci sesi uydur da söyle mi desin?"
***
Kısacası bu ülkede elbette çok sesli müzik de olacak, halk müziği de klasik Türk müziği de.
Bunların birine mensup olup ötekini aşağılamaya kalkışmak olsa olsa insanın cehaletini gösterir.
Oysa bizde iş yine ifrat ve tefrit noktalarına sürükleniyor.
Yazık, hem de çok yazık!