
"Cumhuriyet, ahlâki erdeme dayalı bir idaredir. Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık korku ve tehdide dayalı bir idaredir. Cumhuriyet erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık korkuya, tehdide dayalı olduğu için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aralarındaki fark bundan ibarettir." K.ATATÜRK

CUMHURBAŞKANI AHMET NECDET SEZER'İN
CUMHURİYET BAYRAMI MESAJI
( 29 Ekim 2005 )
"Değerli Yurttaşlarım,
Yüce Atatürk'ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet'in 82. yıldönümünü, Ulusça coşku içinde kutladığımız bu büyük günde, saygılarımı ve en iyi dileklerimi sunuyorum.
En büyük bayramımızda, başımızı her dönemde dik tutabilmek için Cumhuriyetimizin taşıdığı önemi daha iyi anlıyor, başarılarıyla ve kazanımlarıyla gurur duyuyoruz.
Önsezileri güçlü bir önder olan Yüce Atatürk, "Türk Ulusu'nun tabiat ve adetlerine en uygun yönetim biçimi" olduğu için Cumhuriyet'i seçmiştir.
Türkiye, Cumhuriyet'in ilanıyla, Ulusumuzun kötüye giden yazgısını tersine çevirmiş, Atatürk'ün aydınlattığı yolda, O'nun gösterdiği hedef doğrultusunda ilerlemesini sürdürmüş, laik ve demokratik yapısıyla örnek alınan bir model, istikrar ve güç ögesi durumuna gelmiştir.
Bizlere parlak bir gelecek, tam bağımsız, çağdaş bir devlet armağan edenlere sonsuz minnet duyuyoruz.
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ü, silah arkadaşlarını, kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi gönül borcu ve saygıyla anıyoruz.
Değerli Yurttaşlarım,
Cumhuriyet, toplumu ümmetten ulus, bireyi kuldan yurttaş konumuna yükselten bir Aydınlanma Devrimi'dir. 29 Ekim, bir doğuşun, bir devrimin, kısacası bir mucizenin yıldönümüdür.
Dünya tarihinde seçkin yeri bulunan Türk Devrimi, 20. yüzyılın en büyük çağdaşlaşma hareketlerinden biridir; Türkiye'nin çağdaş ülkeler ve değerler sistemine girebilmesini, orada kalabilmesini sağlamıştır.
Yüce Önder, "Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve biçimi ile uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. Devrimimizin temel ilkesi budur" sözüyle, Türk Devrimi'nin çerçevesini ortaya koymuştur.
Ulusumuzu demokrasi, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler gibi evrensel değerlerle buluşturan Cumhuriyet yönetimi, köklü değişim sürecinin temeline laiklik ilkesini yerleştirmiştir. Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'nin yeniliklere açık, aklı ve bilimi ön plana çıkaran en temel niteliğidir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin vazgeçilmez önemdeki niteliklerinden biri de, ulus devlet olmasıdır. Türkiye Cumhuriyet'i ulusal sınırlar içinde, aynı geçmişi ve geleceği paylaşan yurttaşların oluşturduğu bir ulus devlet olarak kurulmuştur.
Cumhuriyet, etnik kökeni ne olursa olsun tüm yurttaşlarını Türk Ulusu çatı kimliğinde birleştirmiştir.
Her karış toprağıyla bölünmez bütün olan ülkemiz Edirne'den Kars'a, İzmir'den Hakkari'ye, Sinop'tan Hatay'a, Türk Devleti'ne yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkesin ortak yurdudur.
Tekil devlet yapımız, ulusal birliğimizin, huzurun ve toplumsal barışın en önemli güvencesidir. Tekil devlet yapımızın, ülke tümlüğünün, ulusal birliğimizin sonsuza kadar korunacağından kimse kuşku duymamalıdır.
Değerli Yurttaşlarım,
Cumhuriyet rejimini de yakından ilgilendiren kimi güncel konulara ilişkin düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Anayasa'da, Cumhurbaşkanı'nın Anayasa ve yasalarda tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki tüm kararlarının Başbakan ve ilgili bakanca imzalanacağı, bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakanın sorumlu olacağı belirtilmiştir. Burada sözü edilen siyasal sorumluluktur.
Devlet yönetiminde söz sahibi olan organların ve kişilerin sorumluluğu, yalnızca siyasal sorumluluktan oluşmaz; bunun çok ötesinde, önemi içeriğinden kaynaklanan sorumlulukları vardır. Bu sorumlulukların en başta geleni, temelleri Atatürk ilke ve devrimleriyle, anayasal kurallarla belirginleştirilmiş Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyarak sürdürmektir.
Bu anayasal sorumluluğun kapsamı yalnızca Devleti yönetenlerle sınırlı da değildir. Her yurttaş, Cumhuriyet rejimini benimsemek, bu rejime bağlı kalmak ve onu korumak görevini, ödevini ve sorumluluğunu taşımaktadır.
Toplumların rejimini koruma güdüsü, kurallarına yansımıştır. Anayasamızda, Cumhuriyet'in nitelikleri sayılmış, bu niteliklerin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin önerilemeyeceği belirtilmiş, Türk Ulusu'nun bağımsızlığını ve birliğini, Ülkenin bölünmez bütünlüğünü, Cumhuriyet'i ve demokrasiyi korumak, Devlet'in temel amaç ve görevleri arasında sayılmış, hak ve özgürlüklerin hiçbirinin, laik Cumhuriyet'i ortadan kaldırmayı amaçlayan etkinlikler biçiminde kullanılamayacağı açıkça vurgulanmıştır.
Anayasa koyucu, bu kuralları getirdikten sonra, milletvekilleri ile Cumhurbaşkanı'nın, laik ve demokratik Cumhuriyet ile Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalacaklarına yemin ederek göreve başlamalarını ve Atatürkçü düşünce temelinde doğan Cumhuriyet'in korunup, sonsuza kadar yaşatılması sorumluluğunu üstlenmelerini sağlamıştır.
Bu kurallar, Devlet'i yönetenleri, her şeyden önce laik Cumhuriyet yönünde yanlı olmak zorunda bırakmaktadır.
Değerli Yurttaşlarım,
Anayasamızda, Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında sayılan hukuk devletinin en önemli özelliklerinden biri yargı bağımsızlığı ilkesinin kabul edilmiş olmasıdır.
Güçler ayrılığı ilkesini benimseyen parlamenter demokrasilerde, bu ilkenin doğal sonucu olarak yargı erki, yasama ve özellikle gerçek gücü elinde bulunduran yürütmeye karşı korunmuş ve bağımsız kılınmıştır.
Yargı bağımsızlığının gerçekleştirilebilmesi için, mahkemelerin yanında, yargı erkinin en önemli öğesi ve temsilcisi olan yargıçların da bağımsız olması gerekmektedir.
Bu nedenle, Anayasa'da, yargı yetkisinin Türk Ulusu adına "bağımsız mahkemelerce" kullanılacağı ve yargıçların görevlerinde bağımsız oldukları belirtilmiştir.
Yine Anayasamızda, yargı erkinin yürütmenin etki ve karışmasından uzak tutulabilmesi için kimi düzenlemeler yapılmış, yargıçların, mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesi ilkelerine göre görev yapacakları, Anayasa, yasa ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verecekleri, hiçbir organ, makam, merci ya da kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı açıkça belirtilmiştir.
Yargı organlarının kuruluşu, çalışma ilkeleri, yargıçların seçimi ve özlük hakları konularında yargı bağımsızlığını gölgeleyecek yöntemlerden uzak durulması, hukuk devleti ilkesinin gereğidir.
Yargıç ve savcıların tüm özlük ve disiplin işleri, Yargıtay, Danıştay ve Uyuşmazlık Mahkemesi üyelerinin seçimi gibi önemli yetkilerle donatılmış Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun oluşumunda bir siyasal parti mensubu olan Bakan'ın ve onun yönergeleriyle hareket eden Müsteşar'ın yer alması yargı bağımsızlığını, dolayısıyla hukuk devleti ilkesini zedelemektedir.
Çeşitli hükümet programlarında da vurgulandığı gibi, hukukun kişiselleştirilmesi ve siyasallaştırılmasının önlenebilmesi için, yargı bağımsızlığıyla bağdaşmayan bu durumun ivedi olarak düzeltilmesi gerekir.
Değerli Yurttaşlarım,
Bir üniversitemizin rektörünün tutuklanmasıyla başlayan süreç, Cumhuriyet'in kurumlarının karşı karşıya geldiği yönünde bir izlenimin uyanmasına neden olmuştur.
Öncellikle kurumlarımızın sağduyulu davranmaya özen göstereceklerine inancımı belirtmek istiyorum. Toplumda rahatsızlık yaratan kimi uygulamaların dile getirilmesine farklı anlamlar yüklenilmesinden kaçınılmalıdır. Kurumların yıpratılmasını, kişi ve kurumlara zarar verecek istenmeyen sonuçların ortaya çıkmasını önlemek herkesin ortak sorumluluğudur.
Hukukun işlerlik kazanmadığı bir rejimin, yurttaşlarına güven vermesi ve varlığını koruması beklenemez.
Değerli Yurttaşlarım,
Geleceğe güçlü biçimde ulaşabilmek, Cumhuriyetimizi korumak ve yaşatmakla olanaklıdır.
Sağladığı kazanımlar gözardı edilerek, temel niteliklerinin tartışmaya açılmak istenmesi, Cumhuriyet'in felsefesiyle bağdaşmayan, üzüntü verici bir durumdur. Bağnaz düşüncelerin etkisinde kalarak, yapılanları küçümsemek ya da önyargıyla yaklaşmak, yurdumuzu kurtaranlara, Cumhuriyetimizi kuranlara karşı en büyük haksızlık olacaktır.
Böyle bir arayış içine girenlerin, birliğimize, tekil devlet yapımıza, bölünmez bütünlüğümüze ve Cumhuriyetimize zarar veremeyeceklerini bir kez daha anımsatmak isterim. Bu konudaki en büyük güvencemiz, Atatürk'e inanan, ilke ve devrimlerine sahip çıkma kararlılığını gösteren ve Cumhuriyetimizin çevresinde kenetlenen yüce Türk Ulusu'dur. Türk Ulusu, Cumhuriyet rejiminin kazanımlarıyla ulaştığı konumun bilincindedir.
Bugün, Avrupa Birliği'ne üye olmaktan söz edebiliyorsak, bunu Ulusal Önderimize, Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyet'in temel niteliklerine, başlatılan ve günümüzde de aynı anlayışla sürdürülmesi gereken çağdaş atılımlara borçlu olduğumuzu unutmamalıyız.
Atatürk'ün, "Ey Türk millleti! Sen yalnız kahramanlık ve cengaverlikte değil, fikirde ve uygarlıkta da insanlığın şerefisinÉ Hafızasında binlerce yılın hatırasını taşıyan tarih, uygarlık safında layık olduğun yeri sana parmağıyla gösteriyor. Oraya yürü ve yüksel! Bu, senin için hem bir hak, hem de bir vazifedir" sözü, yöneteni ve yönetileniyle hepimize büyük sorumluluk yüklemektedir.
Yüce Önder, Onuncu Yıl Nutku'ndaki "Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır" sözleriyle de ulaşılması gereken hedefi göstermiştir.
O'nun işaret ettiği gibi yaptıklarımızı yeterli görmeyecek, daha çok çalışacak, Türkiye Cumhuriyeti'ni dünyanın en bayındır ve uygar ülkeleri düzeyine çıkaracağız.
Hep ileriye umutla bakacak, toplumumuzun özgüvenini koruması amacıyla, çabalarımızı anlayış birliği içinde sürdürecek, sorunlarımızı çözeceğiz.
Atatürk ilke ve devrimlerinin yol göstericiliğinde çağdaşlaşma yolundan sapmadan Cumhuriyet'i yücelterek yeni atılımları kararlılıkla gerçekleştireceğiz.
Şanlı geçmişinde sınav niteliğinde pek çok güçlüğü yüz akı ile aşma başarısını gösteren Türkiye'nin, bu hedeflere ulaşacağından kuşku duyulmamalıdır.
Esin kaynağımız, Atatürk'ün öncülük ettiği Türk aydınlanma felsefesi, gücümüz ise yurt sevgimiz, ulusal bilincimiz, birlik ve dayanışma ruhumuz olacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içinde ve dışındaki tüm yurttaşlarımızın Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyor, herkese esenlikler diliyorum."

GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL HİLMİ ÖZKÖK’ÜN
CUMHURİYET BAYRAMI MESAJI
( 29 Ekim 2005 )
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Değerli Mensupları,
Türkiye Cumhuriyeti’nin 82 nci kuruluş yıl dönümünü kutlamanın gurur ve heyecanı içindeyiz.
Tarihteki büyük devletler, kendi toplumlarında oluşturdukları ortak idealler ve yarattıkları toplumsal sinerjiyle o günkü güçlerine ve büyüklüklerine ulaşmışlardır. Bu başarıda hiç şüphesiz, sorumluluğun ulus tarafından benimsenerek ülkü birliği içinde hareket edilmesinin payı büyüktür. Nitekim aynı ruhla gerçekleştirdiğimiz Kurtuluş Savaşını müteakip, Atatürk’ün önderliğinde en çağdaş devlet şekli olan cumhuriyetin ilanı ile Türk ulusu yepyeni bir vizyonla; bağnazlığı ve cehaleti reddeden, çağdaş temel değerlere sahip, dinamik, sürekli gelişim ve değişim içerisinde olan, kendisine güvenen ve yurttaş olma bilincine sahip bireylerden oluşan bir ulus yaratmayı amaçlayarak kendi kaderini belirleme sorumluluğunu kendisi üstlenmiştir.
Bu sorumluluğun ulus tarafından üstlenilmesini müteakip Büyük Önder, öncelikle Türk ulusu için ortak bir anlayış birliği oluşturmayı hedef almıştır. Bunun için de sürekli olarak yüz yıllarca kendi ulusal kimliğinden uzaklaşmış bir şekilde yaşamaya zorlanmış bir ulusa, öncelikle kendi kendisini tanıtmayı amaçlamış, bilahare kendi gücünün ve yeteneklerinin farkına varmasını sağlayacak eylem ve davranışlar içerisinde olmuştur. Nitekim, ülkü birliğinin önemini vurguladığı ünlü 10. Yıl Söylevinde Atatürk; Türk kültürünün yüksekliğinden ve Türk ulusunun üstün özelliklerinden bahsederek, ulusa sahip olduğu özellikleri tek tek hatırlatmış ve söylevini “Ne mutlu Türküm diyene” özdeyişi ile bitirmiştir.
10. Yıl Söylevi, günümüzün küreselleşen dünyasında içerik olarak artık anlamını yitirmiş, şekilsel ve kuru bir söylevden ibaret değildir. Bu söylevle Büyük Önder, Osmanlı İmparatorluğunun yıkıntıları arasından yarattığı genç Cumhuriyete önemli hedefler göstermiş ve ulusa bugünü ve geleceği de kavrayacak derinlikte bir yol haritası çizmiştir.
Geçen süre zarfında Türk ulusu, Ulu Önder Atatürk’ün çizdiği yolda zaman zaman içten ve dıştan kaynaklanan çeşitli engellemelere rağmen medeni dünya ile bütünleşme yolunda hızlı bir şekilde ilerleyerek bugünlere ulaşmıştır. Gelecekte de bu süreç aynı kararlılıkla sürdürülecektir. Ülkemiz, genç ve dinamik nüfusunun, zengin tarihi ve kültürel değerlerinin, kökü yüzyıllar öncesine uzanan devlet geleneği ve dünya üzerinde benzeri olmayan jeopolitik ve jeostratejik konumunun yarattığı yüksek potansiyelle bunu fazlasıyla hak etmektedir.
Diğer taraftan, içinde yaşamakta olduğumuz coğrafyada, gelecekte neler olabileceğini de sürekli değerlendirmemizin önemini burada vurgulamak istiyorum. Çünkü tarih bu coğrafyada; öngörülemeyen ancak barındırdığı uluslara acı yaşatan ve ibret alınması gereken onlarca olayla doludur. Bu sebeple, Türkiye gibi etrafı çok sayıda istikrarsızlıklarla dolu bir coğrafyada yaşayan bir ülkenin, güvenliğini sağlamak ve menfaatlerine yönelik tehditleri caydırmak için her bakımdan güçlü Silahlı Kuvvetlere sahip olması hayati önem taşımaktadır.
Bu gerçeğe rağmen, son zamanlarda belirli çevrelerce Silahlı Kuvvetlerle ilgili maksatlı bir yıpratma kampanyası yürütülmektedir. Bu çevreler son dönemde, özellikle toplumu bir arada tutan ortak değerleri ve ülkü birliğini aşındırmaya, ulusal onurumuzu zedelemeye ve toplumsal uyumun sağladığı ilave gücü yok etmeye yönelik söylemlerde bulunmakta, bunu başarmak için de Türk Silahlı Kuvvetlerinin ulus ile olan bağlarını zayıflatmaya ve onun saygınlığına gölge düşürmeye çalışmaktadırlar. Hatta bunlardan bazıları Silahlı Kuvvetlerle uğraşmayı misyon edinerek, adeta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sabrını ölçmektedirler.
Ancak unutulmamalıdır ki, güvenlik içerisinde olmadan ne refah, ne özgürlükler, ne demokrasi ve ne de yeni nesiller için garanti edilmiş bir gelecek vardır.
Türk Ordusu; hizmetinde olduğu Türk ulusunun birlik ve beraberliğinin, var oluşumuzun, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, Anayasa ile müesses Cumhuriyet Rejiminin ve ulusal menfaatlerimizin en önemli ve kararlı koruyucusu; gelecekte sahip olmamız gereken özgüvenin ve içinde yaşadığımız bu zor coğrafyada üniter bir devlet olarak ayakta kalabilmenin en etkin kurumudur.
Cumhuriyetin erdemine ve temel değerlerine yürekten inanmanın ve Büyük Önder Atatürk’ün düşünce ve eylemlerinin anlamını özümsemiş ve bunu bir yaşam tarzı edinmiş olmanın bilinciyle; Türk Silahlı Kuvvetlerinin değerli mensuplarının ve onların kıymetli ailelerinin Cumhuriyet Bayramını kutlar, en değerli varlığımız Cumhuriyetin kurucuları olan, başta Ulu Önderimiz olmak üzere, ebediyete intikal etmiş tüm şehitlerimizin ve komutanlarımızın aziz ruhları önünde saygı ile eğilir, kahraman gazilerimize ve emekli personelimize şükran ve minnetlerimi sunarım.