Biri Rusya'dan diğeri ise Türkiye'den. Uzun yıllardır birbirlerinin kim olduğunu biliyorlar ve Avrupa'da sık sık karşı karşıya geliyorlardı. Zaman içinde birbirlerinin basketboluna saygı duydular. Kolay kolay elde edilmeyecek bir saygı. NBA'e giderek ikisi de hayallerini gerçekleştirdi. Ondan sonra ikisi de büyük başarılar elde ettiler. Birisi All-Star seçildi, diğeri ise bir NBA şampiyonluk yüzüğü kazandı. Şimdi ise ikisi takım arkadaşı ve Utah Jazz'ı eski günlerine döndürmek, hatta daha da ötüsüne götürebilmek için çaba sarf ediyorlar. NBA Entertainment, Utah Jazz'ın iki genç yıldızı Andrei Kirilenko ve Mehmet Okur ile bir aray geldi ve uzun bir söyleşi yaptı. Söyleşi sırasında ikili bir birlerini de zaman zaman sorguladı. Hem rakip (Milli takımlar), hem takım arkadaşı ve en önemlisi iyi birer dost olan bu ikilinin röportajdan bazı bölümleri aşağıda bulabilirsiniz. 
NBA: Birbirinizle yazın ölü sezonda da görüşüyor musunuz?
MO: Evet Milli takımlar sebebiyle karşı karşıya geliyoruz. AK: Onlar bundan söz etmiyor. MO: Evet, Andrei haklı. Biz gerçek anlamda görüşmek de istiyoruz. Yani maç önü ve maç sonrası kısa sohbetler dışında. Bu nedenle de bu yaz Yeliz ile birlikte Rusya'ya gitmek istiyoruz. AK: Tabii tabii gelin. Çok mutlu oluruz. Nasıl olsa ikimizin de Milli takımları Dünya Şampiyonasına gitmiyor. Kesinlikle bunu yapalım. MO: Bence halen bir gitme şansımız olabilir.
NBA: Ilk olarak nerede ve nasıl tanıştınız? MO: Ben Tofaş'ta oynuyordum. AK: Ben de CSKA Moskova da. MO: Zannedersem 6 yıl önceydi. AK: Evet bir Euroleague maçıydı. David Rivers sizin takımdaydı. MO: Bir de Rashard Griffith. Evet David Avrupa'nın kralı gibiydi. Çok para kazandı. Şimdi Orlando'da yaşıyor. İşadamı olmuş. AK: Bildiğim kadarıyla oyuncu menajeri olmuş. MO: Dediğim gibi çok büyük oyuncuydu, ama maçı kaybettik. AK: Ben Memo'yu hatırlıyorum. Çok agresif ve saldırgan oynuyordun. Adeta herkesle kavga ediyordun. MO: Evet ama çok heyecanlıydım. TBL de ilk sezonumdu ve bir Euroleague maçında oynuyordum. AK: Ben de. Benim de ilk sezonumdu. Ben de çok heyecanlıydım. Ama ben herkesle kavga etmiyordum. (İkisi de gülüyor)

NBA: Ingilizce dışında konuştuğunuz lisan var mı? AK: N'aber? MO: Ben ona Türkçe öğretiyorum. AK: Hey Memo ne haber? MO: Iyiyim. Ya sen? AK: Ne yapacaksın? MO: Yemek yiyeceğim. (İkisi de tekrar gülüyor). AK: Uykum var. MO: Uykusu geldiğini söylüyor. AK: Ne? Hani ben yorgunum demekti? MO: O bana haraşov ve kaglila gibi Rusça kelimeler öğretiyor. AK: Evet ama ben çok daha iyi durumdayım. O kadar çok Türkçe biliyorum ki. MO: Evet ama hepsini duymak istemezler. AK: Memo iyi iş yaptı.

NBA: Memo sahada iyi bir hareket yapınca ona ne dersin?
AK: Şimdi söyledim ya. Memo iyi iş yaptı. Yani ona Türkçe olarak Memo iyi iş yaptın diyorum. MO: Sahada Türkçe veya Rusça konuşmak çok iyi oluyor. Mesela hakemlerin yanlış bir kararı ile ilgili olarak ağzından yanlış bir kelime çıkıp teknik faul alacağına, Türkçe veya Rusça.
NBA: Sahada çok sinirlendiğin oluyor mu?
AK: Evet evet, hemen hemen her maçta. Muhakkak hakeme bir şeyler söylüyorum ama nasıl olsa anlamıyor. Çünkü hemen hemen her maçta beni kızdıracak bir karar veriyorlar. MO: Kesinlikle işe yarıyor. NBA: Bu yazda birbirinize karşı oynadınız mı? MO: Evet Avrupa şampiyonası öncesinde Efes Pilsen World Kupasında. Rusya bizi yendi. AK: Ama o çok önemli değil. Turnuvayı siz kazandınız. MO: Çok yoğun ve uzun bir yaz oldu benim için. Türkiye'ye gelir gelmez özel kondisyonerimle günde iki kez çalıştım. Sonra da yaklaşık 2 ay Milli takım kampındaydım. AK: Benim için iki buçuk ay yoğun çalışmak çok iyi oldu, çünkü sezon içinde çok sakattım. Bu sebepten antreman ve maç eksiğim vardı. İlk olarak bende tek başıma çalıştım sonra da Milli takımla. Benim için faydalı oldu. Kendimi çok iyi hissediyorum.

NBA: Utah'a döndüğünüzden bu yana sık sık bir araya gelme şansınız oldu mu? AK: Pek sayılmaz. Avrupa Şampiyonası bizim için 26 Eylül de bitti. Antremanlar başlamadan sadece 5 gün önce Salt Lake City'e geldik. MO: Bizim için daha da erken bitti. Kazanmamız gereken maçları kaybettik. Çok daha iyi olabilirdik. AK: Sen benden 3 gün erken geldin.(Bu arada dev ekrandaki Amerikan Futbol maçına bakarak) Memo sen futbol seviyor musun? MO: Sahada neler olduğunu hiç anlamıyorum. AK: Peki ya beyzbol? MO: Aynı şekilde. AK: Zaten neden futbol dediklerini anlamıyorum. Ayaklarıyla oynamıyorlar ki. MO: Türkiye'de en çok futbol seyrediliyor. Basketbol ise ikinci sırada. Amerika'da durum tersi. Amerikan Futbolu basketbolun gerisinde. AK: Rusya da futbol bir, buz hokey ikincidir. Ondan sonra artistik patinaj gelir her halde. NBA: Sen buzda kayabiliyor musun? AK: Evet çok seviyorum. Ama ayağıma göre buz pateni bulamıyorum. Profesyonel buz hokey oynayan çok arkadaşım var. Onların sezonu başladı bile. Bazılarını ziyarete gittim. MO: Peki tehlikeli değil mi? AK: Sanki basketbol tehlikeli değil. Dizim döndü. Elim kırıldı. Burnum kırıldı. (Gülerek şakalaşarak) MO: Benim demek istediğimi saha dışında sakatlanmak iztemezsin değil miydi? AK: Evet doğru. Her sporun kendisine göre bir sakatlık tehlikesi var. Kayakta bacak, Amerikan futbolunda kaburga, sırt, bel gibi. MO: Ancak yinde de herşey biraz kader. Parkta yürürken bile ayak bileğini burkabilirsin.

NBA: Memo'dan bize bahset. AK: Memo çok yönlü bir oyuncu. Bu sebpten de onun iyi taraflarından bahsetmek çok kolay. Çünkü herşeyi iyi yapıyor. 2'11 metrelik birisi için oyun kurucu hariç neredeyse tüm pozisyonları oynayabilir. Oyunu çok iyi okuyor ve anlıyor. Sahayı iyi görüyor. Klasik bir pivot tütü değil, ama o pozisyondan oyunu kurabilen özellikleri var. Takım arkadaşlarına hep destek veriyor. Onunla oynayan takım arkadaşlarının işini kolaylaştırıyor. MO: Benden mi söz ediyorsun? AK: Yok yok başka bir Memo'dan söz ediyorum.

NBA: Andrei'den bahset.
AK: İyi birşeyler söyle. MO: Çok büyük bir oyuncu. Bir bakıyorsun bir yerde, 2 saniye sonra başka bir yerde top kesiyor veya müthiş bir hareket yapıyor. Örümcek adam gibi. Hucümda da çok iyi, özellikle de boş alanda. Ve NBA'in en iyi top kesicilerinden birisi. AK: Yemeğini yesene. MO: Bırak konuşuyorum. Sen de buzlu çayını iç. En sevdiğim şey ise yüz ifadesi hiç değişmiyor. Sahada tam bir profesyonel. Savunmada da yüz ifadesi aynı, kendisine çok sert bir faul sonrası da aynı, basket attıktan sonra da aynı. Hiç bir zaman yüzünde bir yorgun, bezgin, kızgın bir ifade görmedim. Damarlarında buz var. AK: Ülkemde havalar çok soğuktur. MO: Bizim takım için çok önemli. Çok büyük bir oyuncu.
NBA: Salt Lake City'de bir Rus lokantası var mı? AK: Var ama hiç de başarılı değil. Bundan 50 yıl öncesinin yemekleri var mönülerinde. Bir kere gittim ama bir daha gideceğimi sanmıyorum. NBA: Peki ya Türk lokantası. MO: Maalesef burada yok. Ancak New York, Chicago ve Los Angeles gibi büyük şehirlerde güzel Türk lokantaları var. Ne zaman bu şehirlere gitsek, mutlaka bu lokantalara uğruyorum. AK: Aynı şey benim için de geçerli. New York ta çok Rus yaşıyor. MO: Evet çok da Türk var.

NBA: Memo, Yeliz Türk yemekleri yapıyor mu? MO: Hayır, Yeliz Amerikan yemekleri yapıyor. (Gülümseyerek). Elinde tarif kitabı çok güzel sebze yemekleri pişiriyor. Çok gayretli. Bazen farklı şeyler deniyoruz. Bazen yemeği fazla pişirip dışarıda da yediğimiz oluyor. Dışarı çıkıp farklı mutfakları ve farklı lezzetleri denemeyi de seviyoruz. NBA: What about Marsha? AK: Marsha yemek yapmayı sevmiyor. Ama yaptığı zaman da mükemmel yapıyor. Bizim Rus yemeklerimiz taze sebzelerin hazırlanmasını gerektiriyor ve bu bile bazen 3 saati buluyor. Ama yine de kalın kalın yemek kitapları alıp, beni değişik yemekler yaparak şaşırtıyor. MO: Yeliz de mutfak kitaplarından tarifler alıp yapmayı seviyor. AK: Maç öncesi en sevdiğim yemek tavuk ve salata. Eğer bir hotelde kalıyorsak o zaman Sezar salatası yerim. MO: Maç günü her zaman çok iyi bir kahvaltı ederim. Öğle yemeğinde de evdeysem özel yaptığım soya soslu tavuk yemeğimi yerim. Yanında ise salata ve makarna. Bu hiç bir zaman değişmez.

NBA: Bu sezon ile ilgili olarak birbirinizin istatistiklerini tahmin edebilir misiniz? MO: Öncellikle şu anda Andrei çok iyi durumda. Umarım bu sezon hiç sakatlık yaşamaz ve 20 sayı ortalamayla oynar. AK: Yok yok. Ben skorer değilim. Skor yapabilirim, ama takım oyuncusuyum. MO: Pekiyi o zaman, 17 sayı, 7 rebound, 3-4 blok, 6-7 top çalma, 4.5 assist.. AK: Pekiyi o zaman Deron Williams ne yapacak? MO: Ama sen bu ortalamalara ulaşabilirsin. AK: Iyi ama o zaman onunda paslarını çalmam gerekecek. Neyse senin için bir hedef belirleyeceğim Memo. Her akşam 10 rebound almanı istiyorum. Senin hedefin bu olmalı. Sen zaten 12 sayıyı kolay bulursun. Ama senin 10 rebound almanı istiyorum. Oyunu çok iyi okuduğun için istediğin zaman istediğin şutu bulabilirsin. MO: Teşekkür ederim

NBA: Andrei için bir lakabın var mı?
MO: Evet Rocky filmindeki adam. İsmi Ivan Draga. Birbirlerine çok benziyorlar ama Andrei onun kadar acımasız değil. NBA: Pekiyi AK47 için ne diyorsun? AK: Ben eskiden Memo gibi 13 numarayı giyiyordum. Ilk Jazz ile imzaladığım zaman, onlarda bana arkasında Kirilenko yazan 13 numaralı formayı verdiler. O forma hala bende var. Ama yaz liginden sonra John Amaechi adında çok tecrübeli bir oyuncu ile anlaştılar. O zaman 13 numarayı o aldı. Yeni bir numaraya ihtiyacım vardı. Bir takım arkadaşım Rus tüfeği gibi niçin AK47'i seçmiyorsun dedi. Tamam dedim ve lakabım da benimle kaldı. Rus Milli takımında halen 13 numarayı giyiyorum. Ama galiba 7 numaraya değiştireceğim. Yani 13 numara şanssız falan düşünmüyorum, ama bir yenilik lazım. Brian Garber tarafından hazırlanan NBA Entertainment programı bu Cumartesi yayınlanacak. Burada okuduğunuz bölümler o programdandır. Ancak kasetin bazı bölümleri anlaşılmadığı için ve bazı bölümlerde söyleneneler net olarak algılanamadı. Ancak her şeye rağmen yukarıdaki özet iki Avrupalı için ne kadar hoş bir röportaj olduğunu net bir şekilde yansıtıyor.
Memo13.com dan alıntıdır.