Biraz uzun gelebilir ama ***kesinlikle*** okuyun..
***HICKIRIK***
Çok yaygın bir inanç da hıçkırığın korkutulunca durduğu veya kesildiğidir. İşte burada inanç çok önemli, zira bilimsel araştırmacılar inancın böyle bir sonucu getireceğini kabul ediyorlar ve örneklerini de gösteriyorlar. Yani korkarak hıçkırığınızın geçeceğine kendinizi inandırmışsanız, hıçkırığınız geçecektir. Ama yine uzmanlar ani korku şoklarının insanı öldürebileceğini de ekliyorlar. Çünkü diyafram boşluğuna kaçan havanın sıkıştırmasıyla oluşan hıçkırık, her defasında kalbi de zorlar. İşte tam o anda gelen korku şoku kalbi de durdurabilir. Birkaç ilginç olayımız var; Amerikalı Jack O´Leary 1948 - 1956 arasında sekiz yıl süreyle hiç durmadan 160 milyon defa hıçkırdı, 6000 defa müdahale edildi ama nafile. Sonra O´Leary umutsuz ve çaresiz bir biçimde, kiliseye dua etmeye gitti ve hıçkırığı aniden kesildi. Bir diğer ilginç vaka, Almanya´ da yaşandı. 55 yaşındaki Heİnz Isecke, 1973 yılında geçirdiği bir ameliyat sonrasında, hıçkırığa tutuldu. Herşey denendi, olay dünya çapında duyuldu, birçok ülkeden gelen doktorlar oldu ama sonuç hep başarısızdı. Heinz tekrar ameliyata alındı, yine birşey değişmedi. Sonra bir gün, Heinz´ın evine postayla küçük bir şişe geldi, içinde garip bir sıvı vardı. Ekteki yazıda bütün sıvıyı bir defada içmesi isteniyordu, hıçkırığı o zaman kesilecekti. Ve Heinz Isekce o gece şişedeki sıvıyı bir defada içti ve bir saat sonra yıllardır süren hıçkırık aniden durdu. Ne olmuştu ? İçtikten sonra şişenin yıkanması içinde neyin olduğunun anlaşılmasını engelledi. Neydi sihirli sıvı? Yoksa Heinz´da önceki vakadaki O´Leary gibi umutsuzluğun son noktasında tüm inancını bir amaca odaklayarak bir inanç mucizesi mi yaratmıştı.
***21 SAYISI***
İçinde bulunduğumuz ortamda yaşarken, kesin olarak hiçbirşeyin değişmeyeceğini sanıyor ve birdenbire normaldışı bir olayla karşılaştığımızda şok geçiriyoruz. Oysa, eğer görebilmeyi becersek veya uyarıları kabullenip yaşam yolumuzu değiştirebilsek acaba farklı bir varlık olabilirmiyiz?. Aynen Fransa Devrimi´nin talihsiz kralı 16.Louis gibi; Louis daha çocukken garip bir adam ziyaretine geldi, genç kral adayını uyarmak istiyordu, 21 sayısının Louis için tehlikeli olduğunu söylüyor ve ömür boyu her ayın 21´inde kralın yanında olmak istiyordu, onu ancak böyle koruyacaktı. Louis adamdan hoşlanmadı ve saraydan uzaklaştırdı. Adam giderken 21 sayısının onu öldüreceğini haykırdı. Çok uzun yıllar geçti, Devrim patladı, Kral ve Kraliçe kaçarken Varennes Ormanında yakalandılar, tarih 21 Haziran 1792´idi, 21 Eylül´de Devrim Konseyi Krallığı lağvedip, cumhuriyeti ilan etti ve 21 Ocak 1793´de ise Kral 16.Louis giyotinle idam edildi. Acaba 21 sayısının garip raslantısını farketmiş ve o garip ziyaretçiyi hatırlamışmıydı? Peki,o adam kimdi?
***EVLİ CİFT***
Anlatılan bu olay tamamiyle gerçektir:
iki çift yeni evlenip balayına giderken yolları ıssız bir dağdan geçer.hava kapkaranlık o gece ışık yok,ses yok sadece çiftin arabasının yanan farları ve arabanın teyibinde çalan garip bir radyo istasyonu eşilik ediyordu onları.bu sesizlik çiftin balayı heycanı ile sohbetlere dökülüyor ve mutlu bir şekilde yolda ilerlerlerken birden tekerlek patlıyor.arabayı bir kenara çekiyor ve genç adam karısına arbada oturmasını,dışarının soğuk olduğunu söylüyor ve arabada kalmasını tembihliyor.adam o alaca karanlıkta bagajdan takım aletlerini alarak tekerleği bir gayret ile değiştirmeye çalışıyor.karısı arabnın içinde yarı uykuya daldığı anda arabanın üstünde garip darbe sesleri geldiğini farkediyor ama aldırmıyor.kocasının lastik değiştirdiğini zannetip sesin o bakımdan çıktığını sanarak uykusuna devam ediyor.
işte o an.işte o dehşet an.
kadın uyandığında sabah olmuş ve arabanın içinde etrafında 2-3 tane polisin olduğunu görmüş.hemen arabadan çıkıp polise sormuş:
-memur bey burda ne oldu neden arabamızın etrafında toplandınız eşim nerde? dedi
polis ise:
-hanımefendi malesef eşinizi kaybettik.dedi
kadın:
-ama nasıl olur eşim arabanın tekerleğini değiştirmek için dışarıya çıktı
polis üzücü bir şekilde anlatarak:
-malesef kocanız öldü.anlatması çok zor ama yıllardır burada yaşayan bir akıl hastası(şizofren) bir adam tarafından boğazı kesilerek öldürüldü.ve arabanızın üstüne çıkıp kocanızın kopmuş kafasını tutarak sert darbeler ile arabaya vurmuş.
kadın bu olanlara inananamayarak uyumadan önceki arabanın tepesinden gelen darbe sesleri aklına gelmiş ve şok olmuş............
***ÖLÜM OLAYI***
İNANILMAZ AMA GERÇEK
Amerikan Adlî Tip Derneginin 1994'te San Diego'da tertiplenen ödül
yemeginde dernek baskani Don Harper Mills, aktardigi acayip bir ölüm
olayindaki adlî komplikasyonlarla dinleyicilerini saskina
çevirmisti.Kaderin adaletine dair ince bir nükte tasiyan bu yasanmis
öykü, saniriz sizleri de hayrete sevk edecektir
23 Mart 1994'te Ronald Opus'un cesedini inceleyen adlî tabip, onun
kafasindan yedigi kursunla öldügü sonucuna vardi.Müteveffa, on katli
bir binanin tepesinden, intihar niyetiyle asagiya atlamisti.
(Umutsuzlugunu, geride biraktigi bir notta açikliyordu.)
Ancak, dokuzuncu katin önünden geçerken pencereden gelen bir kursun
basina isabet etmis, hayati bu kursunla sona ermisti. Apartmanin sekizinci
kat penceresi düzeyinde cam silicileri korumak için konulmus bir ag vardi;
ama bu agin varligini ne silahi çeken, ne de müteveffa biliyordu.
Açikçasi, kursun olmasaydi, Opus'un intihar girisimi basarili olamayacak; zemine
çakilmadan, sekizinci kattaki aga takilip kalacakti. Bu durumu
anlattiktan sonra, "Normal olarak," diye devam etti Dr. Mills, "intihar etmeye
karar veren biri, mekanizma tasarladigi gibi olmasa da, bunu eninde sonunda
basarir."
Opus'un dokuz kat asagida yere çakilmayip da dokuzuncu kattan düsüyor
oldugu anda basina gelen kursunla vurulmus olmasi, muhtemelen, onun
ölüm modunu intihardan cinayete çevirmeyecekti. Fakat, Opus'un intihar
girisiminin basarili olmayisi, savciyi elinde bir cinayet vak'asi
oldugu düsüncesine itti. Silahin patladigi dokuzuncu kattaki odada yasli bir
adam ve karisi yasiyordu. Tartisiyorlardi ve adam kadini silahla tehdit
ediyordu. Öyle sinirlenmisti ki, tetigi çekti; fakat mermi kadini
iskalayarak pencereden disari yöneldi ve Opus'a isabet etti. Bir insan
A sahsini öldürmeye tesebbüs eder, fakat B sahsini öldürürse, o B
sahsini öldürmekten suçlu sayilmali idi. Savcinin ulastigi sonuç buydu.
Dolayisiyla, dokuzuncu kattaki yasli adam, cinayetten suçluydu.
Bu suçlamayla karsi karsiya kaldiginda, adam da, karisi da çok
sasirdilar.
Çünkü, tetigi çekerken adam da, karisi da silahin dolu olmadigindan
kesinlikle emindiler. Yasli adam uzunca bir süreden beri bos silahla
karisini korkutmayi aliskanlik haline getirmisti. Bunu karisi da
bilir, o yüzden adamin tehdidine pek aldirmazdi. Kisacasi, adamin karisini
öldürme kasdi yoktu; silahin dolu oldugunu dahi bilmiyordu. Böylece, Opus'un
öldürülmesi bir kaza oluyordu; silah kazara doldurulmustu.
Arastirmalara devam edilince, ölümcül kazadan yaklasik alti hafta önce
yasli çiftin oglunu silahi doldururken gören bir tanik ortaya çikti.
Anlasildigina göre, yasli kadin oglundan mali destegini çekmisti ve
babasinin annesini silahla korkutma temayülünü bilen ogul, annesini
cezalandirma kasdiyla, babasinin annesini vuracagini umarak, gizlice
silahi doldurmustu. Annesi ölecek, baba cinayetten suçlanacak, mallar ogula
kalacakti. Artik olay yasli çiftin oglunun Ronald Opus cinayetinden
sorumlu oldugu noktasina gelmisti.
Tam bu sirada savcinin karsisina yeni bir viraj çikti. Arastirmalara
devam edilince, geçen alti hafta içinde anneyle babasinin silahla tehdide
varan bir tartisma yasamamalari, dolayisiyla annesinin ölümünü bir türlü
basaramayisi nedeniyle, ogulun umutsuzlugunun arttigi anlasildi.
Bu, onu 23 Mart'ta on katli binanin tepesinden atlayarak intihar
etmeye itmisti.
Ancak, ölümü planladigi gibi olmamisti; dokuzuncu katin önünden
geçerken babasinin bos zannettigi silahi tetiklemesiyle annesine isabet etmeyip
pencereye seken kursunun kafasina isabet etmesi nedeniyle, Ronald
Opus'un hayati sona ermisti.
Dosya intihar olarak kapatildi
***BENZERLİK***
28 Temmuz 1900´de İtalyan Kralı 1.Umberto sporculara ödül vermek için Roma´dan Milano´ya giderken dinlenmek ve birşeyler yemek amacıyla küçük bir kır lokantasının önünde arabasını durdurdu. Küçük lokantanın sahibi Kralı karşılamaya koştu ve işte o anda herkes şok geçirdi çünkü lokantanın sahibi Kral Umberto´nun sanki ikiziydi, bu kadar benzeyebilirdi. Üstelik onun adı da Umberto´ydu. Ama bu benzerlik hiçbirşey sayılmazdı çünkü arkası vardı; Her iki adam da aynı gün, 14 Mart 1844´de aynı kasabada doğmuşlardı, her ikisi de 22 Nisan 1868´de evlenmişlerdi ve her ikisinin de karılarının adı Margherita´ydı, her ikisinin de birer oğlu vardı ve her iki çocuğun adı Vittorio´ydu ve Kral Umberto´nun taç giydiği gün, lokantacı Umberto dükkanının açılışını yapmıştı. Kral ve Umberto dost oldular, 1866´da savaşda Kral´ın Albay rütbesiyle orduya katıldığı gün, Lokantacı Umberto askere alınmıştı, çavuş olduğu gün ise Kral Alay Komutanı oldu. Kral Umberto çok etkilenerek, bunun önemli bir olay olduğunu belirtti, ayrılırken tekrar görüşmek istediğini lokantacı ikizine söyledi. Ve ertesi gün yardımcıları meclise gitmeye hazırlanırken Kral´a kötü bir haber getirdiler, lokantacı Umberto silahla şakalaşan bir arkadaşının kaza kurşununa kurban giderek yaşamını yitirmişti, Kral çok üzüldü, cenazesine katılacağını söyledi, sarayın merdivenlerinden inerken, üç el silah sesi duyuldu. Suikastçinin ilk kurşunu boşa gitmişti ama diğer ikisi Kral´ın kalbine isabet etti. İtalya Kralı 1.Umberto kader ikizinin öldüğü gün yaşamını yitirdi. Aynı gün doğdular, aynı olayları yaşadılar ve aynı gün yaşama veda ettiler, bu kadar raslantının anlamını kim açıklayabilirdi ki?
*R**ASTLANTI***
1872 yılında Fransa, Tarazone´da Baron Rodemire de Tarazone öğleyin evinden çıkarken Claude Volbonne tarafından tabancayla öldürüldü, olur ya demeyin çünkü Baron´un babası da yirmi yıl önce aynı şekilde, aynı yerde öldürülmüştü ve katilin adı yine Claude Volbunne´du. Her iki suikastçinin birbirleriyle hiçbir ilişkisi yoktu ve çok ayrı kentlerden Marsilya´ya gelmişlerdi. Raslantı işte (!)
Saygılar ve Tesekkürler..