Bu özelleştirme konusuyla ilgilenenlere ufakta olsa yardımcı olabileceğini düşündüğüm için başka bir forumda bu konu hakkında ki görüşlerimi belirten bir mesajımı buraya aktarmak istiyorum:
............................................
Orjinal Mesajı Yazan: mtr
evet basit bir matematik hatası düzelttiğin için teşekkürler. kaynak demişsin birşey göremedim.kar zarar hesabını daha önce yapmıştık inan bidaha giremem.özelleştirme bir ekonomik-politik bir konudur devlet tüccar değildir şu kadar kar şukadar zarar biz telekomun özelleştirme kapsamına alınmadan önceki halinide biliriz.özelleştirilmeden önce zarar eden kuruluşlar bile özelleştildikten sonra kara geçmişlerdir.bu demekki devlet işletmecilik yapamıyor.zaten devletin işletmecilik gibi bir işlevide yok bu eski sovyet ekonomilerinde görülen bir durum. telkom sizin dediğiniz gibi 1,5milyar dolar değil belki seneye 5 milyar dolar kar elde eder(net kar)peki böyle bir durum olursa devlet zararmı eder karmı.neyse tabi bu özelleştirmeden gelen 6,5 milyar dolar ekonomi için önemlidir ama bu özelleştirmede asıl önemli olan özelleştirmenin kendisidir.devlet asli görevi olan eğitim sağlık ve güvenlik dışında hiçbir konuda aktif rol oynamamalı sadece denetim yetkisini iyleştirmeli ve arttırmalıdır ekonomide son yıllarda görülen düzelmenin nedenlerinden biride devletin elini piyasalardan artık yavaş yavaş çekmesi sonucu oluşmuştur. bu sadece özelleştirmeyle olmuyor tabi bkz.tmsf kurulması ve merkezbankasının özerk hale getirilmesi gibi.ha yabancı şirketler meselesi dünyanın hangi büyük ekonomisine bakarsanız bakın yabancı sermayenin ülkesine gelmesi için çaba sarfeder.ha telekom stretajik bir kuruluştu falan kardeşim bu ülkenin müfettişlerine yargısına milli istihbaratına güvenmiyormusunuz.
Benim kaynaklarım gazete haberleri ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesidir. Şimdi vereceğim iki adresten “blok satış” yapıldığını göreceksin:
1-) http://www.oib.gov.tr/telekom/turk_telekom.htm
2-) http://www.milliyet.com.tr/2005/07/02/ekonomi/aeko.html
Görüldüğü gibi hiç “29 senelik bir hisse devrinden” bahsedilmiyor.Varsa eğer senin kaynaklarını da görmeyi isterim.
Ayrıca senin “ekonomide son yıllarda görülen düzelmenin nedenlerinden biride devletin elini piyasalardan artık yavaş yavaş çekmesi sonucu oluşmuştur” sözlerini büyük bir şaşkınlıkla karşıladım. Ekonomik hayat içinde devletin payı, Amerika’da %32.3, Almanya’da %49, Avustralya’da %51.7, Belçika’da %54.3, Fransa’da %54.25, Hollanda’da %49.9, İngiltere’de %41, İspanya’da %42.2, İsveç’de %62.3, İsviçre’de %48.8, İtalya’da %50.2, Japonya’da %35, Kanada’da %42.3, Norveç’de %43.6, Türkiye ‘de ise %26.6’dır.
Peki Telekom’un seneye 5 milyar $ kar elde edip, kar oranını %333 daha fazla arttıracağını neye dayanarak söylüyorsun?
“Bu özelleştirmenin önemli olan kendisiydi” diyorsun. Bu mantık resmen “ver ve kurtul” mantığıdır. Bu mantık, mafya ile ilişkileri basında yer alması nedeniyle görevinden istifa eden Devlet Başkanı Eyüp Aşık’ın, Tekel’in özelleştirmesi ile ilgili sözleriyle aynı mantığı taşımaktadır. Eyüp Aşık, Amerikan sigaralarının Türkiye pazarında rekabet edemedikleri Samsun sigarasının, neredeyse iki yıllık karına karşılık satılmak istendiği günlerde şunları söylüyordu: “Halen atıl durumda bulunan ve bir işe yaramayan Tekel binaları sembolik ücretlerle çeşitli kuruluşlara devrediyoruz... Tekel’in, çöpüne kadar her şeyi satacağız. Bana göre tek çöp bırakılmamalıdır.”
Bu özelleştirmeyi biraz Petrol Ofisi özelleştirmesine benzetiyorum. POAŞ 3 Mart 2000 günü 1 milyar 260 milyon dolara satıldı. Yeniden kurulmasının 8 milyar dolarlık bir yatırımla gerçekleşebileceği hesaplanan POAŞ’ın, borsa değerinin bile 4 milyar 521 milyon dolar olduğu açıklandı. Bu büyük devlet yatırımı, karını % 104 artırmış, vergilerini ödemiş ve kasasında 379 milyon dolar nakit para birikmişti. POAŞ bu parayla birlikte satıldı ve alıcılar nakit olarak ödemek zorunda oldukları peşinatın dörtte üçünü POAŞ’ın kendi parasıyla karşıladılar. Tıpkı KÜMAŞ gibi POAŞ da kendi parasıyla satılmıştı. Ayrıca, POAŞ son on yıl içinde ortalama % 102 kar artışı sağlamış ve bütün masraflar ve görev zararları düşüldükten sonra, yılda 180 trilyon lira, yani 315 milyon dolar kar etmişti. Bunun açık anlamı şudur; POAŞ kendi parası olan 379 milyon dolar düşüldükten sonra kalan 881 milyon dolara satılmıştır ve bu bedel, POAŞ’ın üç yıllık karından daha az bir paradır.
Ayrıca ben ekonomide Atatürk’ün devletçilik ilkesinin uygulanması taraftarıyım. Atatürk’ün devletçilik ilkesini, kendi sözleriyle kısaca özetlemek istiyorum:
1-) Herhalde devletin, siyasî ve fikrî hususlarda olduğu gibi bazı ekonomik işlerde de düzenleyiciliğini ilke olarak kabul etmek uygun görülmelidir. Bu takdirde karşı karşıya kalınacak müşkülât şudur: Devlet ile ferdin karşılıklı faaliyet sahalarını ayırmak.
2-) Türkiye’nin uyguladığı devletçilik sistemi, ondokuzuncu asırdan beri sosyalizm nazariyecilerinin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye has bir sistemdir. Devletçiliğin bizce mânası şudur: Fertlerin özel teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri ferdî ve hususî teşebbüslerle yapılamamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve kısa bir zamanda yapmaya muvaffak oldu. Bizim takip ettiğimiz bu yol, görüldüğü gibi, liberalizm’den başka bir yoldur.
3-) Devletin siyasal ve düşünsel hususlarda olduğu gibi bazı iktisadi işlerde de düzenleyici rolü prensip olarak kabul edilmelidir. Buradaki güçlük; devlet ile ferdin karşılıklı faaliyet alanlarını ayırmaktır. Devletin faaliyet sınırını çizmek ve dayanacağı kuralları tespit etmek, diğer yandan da vatandaşın ferdi teşebbüs ve faaliyet özgürlüğünü kısıtlamamak, devleti yönetmekle yetkili kılınanların düşünüp tayin etmesi gereken bir meseledir. Prensip olarak devlet, ferdin yerine geçmemelidir. Fakat, ferdin gelişmesi için genel şartları gözönünde bulundurmalıdır. Bir de ferdin kişisel faaliyeti, ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her bakımdan olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki özgürlük ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel vücuda getirmemesi, demokrasi prensibinin önemli esasıdır. O halde diyebiliriz ki, ferdi teşebbüs gelişmesinin bir engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını teşkil eder. Bu bakımdan genellikle belli zaman ve alanda sürekli bir özel nitelik gösteren ekonomik bir işi, devlet üzerine alabilir.
............................................