**El Kaide ve el faide**
Londra’daki saldırı Avrupa’yı yeni bir terör korkusunun sarmasına yol açtı. Macaristan’dan İtalya’ya kadar birçok ülke teyakkuzda.
Bu teröristler her kim ise, elbette gelişigüzel metro istasyonlarına veya sivillerin bulunduğu başka yerlere saldırmıyorlar. Seçtikleri her bir ülkenin kendine özgü bir özelliği ve son 3-4 yıllık gelişmelerle yakından ilgisi var.
Bu açıdan İngiltere’nin seçilmiş olması tesadüf değildir. Afganistan ve Irak’ın işgalinde bu ülke birinci derecede rol oynamaktadır. Avrupa ile ABD arasında hafif de olsa bir bakış açısı farkı var. ABD, her ne olursa olsun kendi yaptıklarının doğru ve ona karşı gösterilen tepkinin her türlüsünün “terör” olduğunu düşünüyor. Bu açıdan El Kaide gibi örgütler ABD’nin yeni yayılmacı politikaları için bulunmaz fırsatlar sunuyorlar.
**Hiç kimse aslında ne olup bittiğini tam olarak bilmiyor. Sahiden Afganistan’ın kuş uçmaz kervan geçmez dağlarında yaşayan ve belli başlı metropollerin kalbine saldırı düzenleyen El Kaide diye bir örgüt ve bu örgütü yöneten bir ekip var mı? Kimine göre, “El Kaide”den çok “El Faide” örgütü var ve bu örgütün sağladığı faide (fayda) sadece küresel hegemonyanın yayılıp kökleşmesine çalışıyor. **
Her ne ise, ortadaki gerçek şu ki, “Müslüman kartviziti”ni kullanarak eylem yapanlar ile her eylem sonrasında “İslam’a ve Müslümanlara karşı nefret”i öne çıkarıp bunun üzerinden politik ve stratejik faydalar sağlayanlar var. Bizler bir bakıma bu ikisi arasında sıkışmış kalmış vaziyetteyiz.
Masum sivilleri hedef seçen teröre karşı elimizden geldiği kadar tepki gösteriyoruz ve elbette her fırsatta tepkimizi göstermeye devam edeceğiz. Çünkü her gün biraz daha çığırından çıkan terör eylemlerinin ne İslami açıdan bir meşruiyeti var ne de iddia edildiği üzere herhangi bir yarar sağlamaktadırlar. Tam aksine her eylemden sonra Müslümanlar üzerine kurulan tahakküm biraz daha derinleşmekte; işgal, tahakküm, sömürü ve baskı daha çok taraftar toplamaktadır.
**Durum öyle olmakla beraber, terörün salt tepkilerle durmayacağı da bir gerçek. İngiliz Independent yazarı Robert Fisk’in dediklerine kulak vermeliyiz: “Tony Blair için bombalama olaylarını barbarca diye nitelemesi kolay, tamam barbarca olduğu doğru; ancak ABD-İngiliz işgali altında Irak’ta öldürülen sivillere, misket bombalarıyla paramparça olmuş çocuklara, Amerikan kontrol noktalarında öldürülen sayısız masum insanlara ne demeli? Onlar öldüğü zaman bu ‘savaş zayiatı’, biz öldüğümüz zaman ‘barbar terörizm’ olarak adlandırılıyor.** Bin Ladin’in, Londra’yı vuracağı, Irak’ın işgaline karar verildiği gün belliydi. Şöyle demişti: “Siz bizim şehirlerimizi bombalarsanız biz de sizin şehirlerinizi bombalarız.”
Masum sivillerin, kadın, çocuk, yaşlı, savaş dışındaki erkeklerin öldürülmesi kuşkusuz terördür ve fakat aynı şekilde şehirlerin bombalanması temeline dayanan modern savaş şekli de sonuç itibarıyla masum sivillerin ölümüne yol açtığı için terördür. Amerikan kaynaklarının verdiği bilgilere göre, bugüne kadar Irak’ta öldürülen sivillerin sayısı 100 bini aşmış durumda. Savaş, açlık veya ilaç yokluğu dolayısıyla her ay 5 bin Iraklı çocuk ölüyor.
“İslam teröre karşıdır” söylemi yerindedir, her fırsatta dile getirilmelidir. Tamam! Ama artık bunu aşan, daha derinlikle, daha analitik, daha farklı bakış açılarına işaret eden söylemlere ihtiyacımız var. AP Milletvekili Ari Vatanen’in Londra’daki saldırının yapıldığı ilk saatlerde verdiği demeç önemliydi: “Çaresiz insanlar teröre başvuruyorlar. Biz bir şeyi bilmeliyiz, sadece güç kullanarak terörü durduramayız. Elbette gerekli güvenlik tedbirlerini alacağız, fakat insanlara umut da vermemiz lazım.”
**Terör, nefretin kaynaklarına, bir insanı terörist eylemlere sürükleyen sebeplerin menşeine inilmedikçe durmayacaktır. Herkesin nükleer silahları, yüksek teknolojik imkanları yoktur. Bombaları beline bağlayan tek bir insan, milyonlarca insanın yaşadığı bir şehri bir anda tarumar edebilir. O insana bunu yaptıran şeyin ne olduğunu araştırmak lazım. **
NOT: Bu bir Alıntıdır.Yazan Ali Bulaç. Zaman Gazetesi.10.07.2005