Vatikan arşivlerinde yer bulan bir mektupta Papa II. Piusun 1461 yılında Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet Han'ı Hıristiyanlığa davet ettiği ortaya çıktı. İşte ilginç davetin ayrıntıları;
İşte Zaman Gazetesi yazarı Mustafa Armağan'ın Turkuaz ekindeki köşesindeki tarihi bilgiler...
Papa, Fatihe Hıristiyan olmayı teklif etmişti
Türk aydınının şanındandır, masasına servis yapılan bilgileri zinhar sorgulamaz. Mesela Sabahattin Eyuboğlu, Fatih Sultan Mehmedin, Papa II. Piusa yazdığı söylenen bir mektuba, mal bulmuş mağribi gibi sarılmıştır. Sadece Montaignein denemelerinde karşılaştığımız bu mektupta Fatih, Papaya, Türklerin İtalyanlar ve Truvalılarla aynı soydan geldiklerini ve kendisinin, Yunanlılardan (Bizansı kastediyor) Truvalı Hektorun öcünü almaya çalıştığını, İtalyanların bu savaşta kendisine cephe almalarına bir anlam veremediğini söyleyesiymiş.
Ne yerli ne de yabancı kaynaklarda geçer böyle bir mektup. Ama aynı Papanın, 1461de yazdığı, lakin göndermediği mektubun orijinali Vatikan arşivlerinde mevcuttur. Bu mektubu Fatih basılı nüshasından okumuş, okuduysa da gülüp geçmiş olmalıdır. Neden mi? Papa II. Piusun mektubu, aslında bir Hıristiyanlığa davet yazısıdır da ondan. Kimi davet ediyor? Fatihi elbette. Şaşırmış mı bu Papa? demeyin hemen. Gerçekten de şaşırtıcı olan, Papanın mektubunda İstanbulun bu genç hükümdarının Hıristiyan kralların en büyüğü ve Roma İmparatorunun varisi olmaya en layık kimse olduğunu söylemiş olmasıdır. Hatta hızını alamayıp Fatihi Yeni Konstantin ilan etmiştir. Vaftiz olmayı kabul edecek olursa dünyanın krallığı tacını giymesi işten bile değildir Fatihin. Sözün özü, Papa Fatihe demektedir ki, Hıristiyan olup başımıza geç, seninle dünyayı fethederiz!
Fatih okumuşsa bile gülüp geçmiştir, demiştim. Gerçekten de mektubun görünürdeki muhatabı Fatih olsa bile, Papanın hedef tahtasında, bir türlü Haçlı seferine razı edemediği Hıristiyan krallıkları vardır. Onlara gözdağı vermektedir sizin anlayacağınız. Bana itaat etmezseniz, ben de gider, elin Müslümanından yardım alır, onunla dünyaları fethederiz; size de ihtiyacım kalmaz böylece, demek ister. Lakin o yılların İtalyasında yaramaz prensliklerin bini bir paradır. Hatta söz konusu mektuptan birkaç yıl önce Papanın hasımlarından Rimini Lordu Sigismondo, Fatihi ordusuyla birlikte İtalyaya davet etmek istiyor, bir asker olarak ordusunda görev almayı arzu ettiğini bildiriyordu. Papa, İstanbulun fethinden sonra şoka giren Katolik camiaya söz dinletemez olmuş, otoritesini yeniden tesis edebilmek için de ölümü gösterip sıtmaya razı etmek için Fatih kozunu oynamaya karar vermiştir. Eğer Türk padişahı Hıristiyan olursa Avrupa onun olacaktı, o da Avrupanın yeni Konstantini. Bu da İsa adına yönetimde bulunanlara ağır bir darbe indirecek ve alınlarında silinmez bir leke olarak kalacaktı. Fatihten herhangi bir cevap alamayan bu acar Papa, kendisine bağlı devletleri uyandırmak için bu defa şantaja başvurdu. Kuracağı ordunun başında Haçlı seferine çıkacak ve kendisine bağlı onbinleri peşinden sürükleyecekti.
Haziran 1464te yola çıktı Papa; anlaştığı kralların kendisini donanmayla karşılayacaklarını söyledikleri Ancona limanına ulaştığında üç beş ticaret gemisinden başka bir şey göremedi ortalıkta. Kan başına sıçramıştı ki, bir salgın hastalıkta, toplanan ordunun telef olduğunu öğrendi. Fatih yalnız ordularıyla değil, talihiyle birlikte geliyordu. Venedik gönülsüzce Haçlı ordusuna katılmak istediğini söylemişti ama işi epeyce ağırdan alıyordu. Neden sonra Venedik kuvvetleri Anconaya vardığında Papanın üç gün önce öldüğü haberiyle karşılaştılar. Osmanlı fetihleri sınır taşlarını eritmeye devam ediyor, her yıl Avrupanın sınırları yeni baştan çiziliyordu. O devirde Bu yıl sıra kimin evinde? kaygısının gündemde olmadığı bir Avrupa ülkesi bulmak nadirattandı. II. Piusun mektubunun arka planında, şimşek hızıyla ilerleyen Osmanlı fetihlerinin Hıristiyan ahalinin aleyhine değil, lehine sonuçlar doğurmuş olmasının payı vardır. Ortodoks ve Katolik ihtilafı yüzünden yüzyıllarca birbirini yiyen Hıristiyan dünyası, yeryüzündeki en büyük Hıristiyan nüfusu barındıran İslam devletinin onlara tanıdığı haklar ve serbestiyi gördükçe hayrete düşüyordu. Osmanlı idaresinin bu hoşgörüsüne bir mana veremiyor ve Fatihin gizlice Hıristiyan olduğundan şüpheleniyorlardı. Zaten Avrupa yüzyıllardır Doğudan çıkıp Hıristiyanlığı kurtaracak bir Hıristiyan Kral bekliyordu. Bu kral Fatih olabilir miydi? Papa bu mektubuyla Yoksa gizlice Hıristiyan oldu da haberimiz mi yok fikrinin dayanılmaz cazibesine kapılmış, Fatihe yoklama çekiyordu. 1473 yılında Avrupada göklere bakanlar Jüpiter ve Satürnün birleştiğini gördüler. Göklerin mesajını çözebilmek için İbrani bilgelerinin kapısını çaldıklarında aldıkları cevap, ölüm oldu. Dehşet içinde kalan hümanistler kapıdan öylesine hışımla çıkmışlardı ki, bilgenin ve diriliş dediğini duymamışlardı bile. Ama kimin için ölüm ve kimin için dirilişti? 7 yıl sonra Fatihin Arnavutluk kıyılarından gönderdiği bir filo, İtalyan çizmesinin topuğuna çıkıyor, Otrantoyu Osmanlı vatanına katıyordu. Bu sırada Roma tam bir sessizliğe bürünmüştü. Papanın emin bir yere kaçmak için gemileri limanda hazır beklettiği haberi rüzgâr gibi esiyordu sokaklarda. Papanın Hıristiyan olmasını teklif ettiği adam, Hıristiyanlığın efendisi olmaya geliyordu. Ama bir farkla. Bir zamanlar İstanbulun düşmesinin Homerin ikinci ölümü olacağını yazan Papaya inat, Fatih elinde İlyadanın çevirisini tutuyordu. Tabiatıyla Doğuda bu iki yıldızın birleşmesinin farklı yorumlandığını bilmiyordu Roma ruhanileri. Onların gökte buluşması, Doğu ile Merkezin birleşmesine yoruluyor, İstanbulun fethinin anlamı göğe yazılıyordu. İstanbul, yüzyıllardır çarpık duran dünya eksenini yerine oturtmakla görevliydi.
**Ah Ah O Zamanlarda Yaşamak Vardı...**