Tolga DURMUŞ
10 MART 2005, PERŞEMBE
Vaziyet ve analiz
Merhaba arkadaşlar. Takımımızın durumu pek iyi gitmiyor. Son gelişmeleri ve takımın gidişatını inceleyelim ve neler olup bitiyor bir bakalım.
Blazers 1970'lerden bu yana, yer yer inişli çıkışlı grafik çizmesine rağmen genelde mücadeleci ve başarılı bir playoff takımı olarak üst seviyelerde tutunmayı başarmış, araya bir şampiyonluk sıkıştırmış ve Batı Konferansı Pasifik Grubu'nda yarattığı sürekli üst düzey rekabet sayesinde hem medyanın, hem de ABD içinde ve dışında NBA takip eden basketbolseverlerin ilgisini çekmekte olan bir kulüptü. Fakat son 10 yılda bir türlü tutturduğu çizginin üzerine çıkmayı beceremeyen, playofflarda sona ulaşamayan ve hatta 2000 sonrasında her sezon aşağı inen bir performans göstermekte olduğunu söyleyebileceğimiz Blazers, aynı süreç içinde sürekli potansiyelli ve fakat sorunlu oyuncuların toplandığı ve bunların saha içi/dışı davranışlarından zarar gören bir NBA takımı olarak da kötü şöhret sahibi oldu ve bu vaziyetin de etkisiyle camia üzerinde oluşan negatif hava, giderek daha çok takımın performans dengesini bozdu, Blazers ilk turda post-season'a veda eder hale geldi. Son üç sezona baktığımızda ortalama 47 civarında galibiyet alan takım, geçen sezon 41 galibiyet alıp bu dönemin en kötü neticesini elde etti, 0.500 derece ile seneler sonra ilk kez Batı'da konferansında playoff dışı kaldı. Zaten akabinde, 2001'den bu yana takımın head coach'luğunu yürüten Maurice Cheeks ile geçtiğimiz günlerde yollar ayrıldı.
Günümüze dönersek, bu sezon da durum pek iç acıcı değil. Pritchard'ın talebeleri bu yıl 58 maçta 22 maç kazanıp playoff ağacına gidecek takımlara ''siz meyveleri yiyin, biz düşenlerle idare edeceğiz artık'' mesajını her maç sonunda yollamaya başladılar sanırım, durum bunu göstermekte. Yine de bir mucize olup kalan 24 maçın minumum 23'ünü(!) kazanırlarsa playoff yapabilirler, ki bu ihtimal, Tractor Traylor'un 100 kiloya düşmesi kadar zor. Takım Kuzeybatı grubundaki beş takım arasında 4'üncü, Batı konferansındaki 15 takım arasında da 12'nci durumda ve bu korkunç tabloyu düzeltmek için doğaüstü şeyler olması lazım.
Blazers kadro yapısı olarak altı tane (NBA standardında) orta seviyenin üzerinde ve hatta kimi yıldız, kimi devrini doldurmamış eski yıldız ve kimi de yıldız adayı sayılabilecek oyuncuya sahip: Randolph, Abdur-Rahim, Van Exel, Derek Anderson, Stoudamire, Miles ve Ratliff. Bu isimler çoğu NBA takımında rahatça ilk beşte veya bench'te fakat rotasyonda önemli yere sahip olarak oynayıp aldıkları süreler çerçevesinde ileri seviyelerde katkı yapabilirler. Hatta Zach'i bir seviye daha yukarıda tutabiliriz. Peki bu isimlere ve ortalama sayılacak bir bench kadrosuna rağmen bu kötü tablonun nedeni ne?
Sadece Batı Konferansı'nın gücü, bu gidişat için yeterli bir sebep oluşturuyor olmasa gerek. Rakamlar dışında, takım içindeki huzur ortamının ve sahada takım kimyasının (Portland'ın yakın tarihinde olduğu gibi) sağlanmasında zorluk çekildiği açık. Şehrin havasından mıdır, suyundan mıdır bilmiyorum ama oraya ayak basan her oyuncu, potansiyel bir sabıkalıya dönüşüyor! Her sezon mutlaka bir şeyler olmakta.
Takımdan bu sebeplerle ayrılan veya gönderilenlerde ise beklenmedik düzelmeler oluyor; mesela geçen sezon içinde katıldığı Pistons'ın şampiyonluğa ulaşmasında önemli katkıları bulunan Rasheed Wallece... Sanki önceden maç çıkışları hakemi sıkıştırıp dövmeye kalkan adam o değil. Süt dökmüş kedi mübarek! Valla ne diyeyim; bravo Dumars. Her konuda olmasa da, bu konuda büyük bir alkışı hakediyorsun.
Denge
Takım içi istatistiklere baktığımız zaman belirgin bir dengenin olduğunu görüyoruz. 10+ sayı ortalamasına sahip altı oyuncu var. 9.6 ile oynayan Anderson'ı da sayarsak bu rakam yediye ulaşıyor, ki bu diğer takımlarda kolay kolay rastlanmayacak bir istatistik.
Dakikalar da aynı şekilde dengeli dağılmış durumda. Her iki katagoride de Zach başı çekmekte, 35 dakika ve 19 sayıyla. Zach maç başına 7-16 şut atıp %44 isabetle onuyor. Bu rakam ne çok iyi, ne de çok kötü. Bir uzun oyuncu -özellikle atışlarının çoğunu boyalı alan ve etrafından kullanan bir adam- için vasatın az üzerinde. Zach, bu istatistikte de Abdur-Rahim ve Miles'in ardından takım üçüncüsü. Ribanundlarda da 9.6 ile lider olan Zach, oyun içinde olduğu gibi rakamlarda da takımın lideri konumunda ve kimsenin de buna ağız açabileceğini sanmıyorum.
Mighty Mouse 5.6 ile en çok asist yapan oyuncu, iyi başlamadığı bu sezon ilerledikçe ara ara kuvvetli performanslarını gördük ve istikrar konusunda yavaş da olsa iyiye giden bir grafik çiziyor. Takımın onun yıldız dönemlerindeki form düzeyine yaklaşmasına çıkmasına çok ihtiyacı var. Damon, bu sezon içinde 14 Ocak'ta Hornets'e karşı 50 sayıyı geçip bunu yapabileceğini ispatladı. Sadece, oynamayı ve oynatmayı daha fazla istemesi lazım.
Blok konusunda takımın en iyisi 2.5 ile Ratliff. Fakat herkes onun daha iyisini yapabileceğini biliyor. Ribaunt averajının 5.3'te kalması, onun standardının altında bir sezon geçirdiğinin bariz örneği. Aldığı yaklaşık 30 dakika içinde 10 civarında sayı üretip yanında 10 ribaunt ve 3.5 blok yapabilecek düzeyde bir oyuncu. Ligin en iyi uzun savunmacılarından ve bunu parkede bize göstermesi gerek.
Top hırsızlığında takımın en iyisi, tartışmalı da olsa ''The Kobe Stopper'' ünvanıyla anılan Ruben Patterson. Onun bu kategorideki ortalaması 1.6 ve fena sayılmaz fakat ligin en iyi dış savunmacılarından olan bu adam daha iyisini yapabilir sanırım.
Peki ama, günümüzde tercih edilen iki iyi savunmacı (biri iç diğeri dış olmak üzere) ve üç iyi hücumcudan oluşan beş rotasyonunu kurmaya müsait bir takım olmasına karşın Blazers niye bu kadar kötü durumda? Sanırım bu sorunun cevabı, takımın başarı anahtarını Pritchard'ın eline tutuşturacaktır.
Cheeks'in kovuluşu ne kadar doğru veya yanlış tartışılır tabii ama genelde olduğu gibi yine aynı şey oldu ve başarısız olan takımın faturası, "paketlenme" şeklinde coach'a çıktı. Cheeks takımın başında olduğu süreç içinde iyi işler yaptı, kabul; ama son zamanlarda işler çok kötü gidiyordu ve sonunda ona yol gözüktü. Takımın sabıka düzeyini iki sezondur kademeli olarak aşağı çekmeyi başarmış olsa da, bununla beraber başarı seviyesinin de giderek düştüğü aşikar. Bakalım Pritchard neler yapacak? Görevde uzun süre kalacağı düşünülmüyor gerçi. Bu sezondan umut kesildiği için "eşantiyon" olarak görevde. Ama zaman ne gösterir, bilinmez. Bu tercihi değerlendirmek için herkese biraz daha süre tanımak gerekiyor sanırım.
Pritchard gelir gelmez sakatlıkların da etkisiyle ilk beşte değişiklikler yaptı. O da başarı için bir şeyleri değiştirmeye çalışıyor. Ama Pritchard'ın ilk üç maçını kaybettiğini göz önüne alırsak, neler olabileceğini tahmin etmek zor olmaz sanırım. İnşallah Pritchard'ın lugatında ''Yaptıklarım, yapacaklarımın teminatıdır'' şeklinde bir deyim, motto filan olarak mevcut değildir. Neyse, bekleyelim ve görelim...
Portland Trail Blazers, tek şampiyonluğundan sonraki en önemli başarısını, 90'lı yılların başında Jordan'lı Chicago'ya karşı final oynayarak göstermişti. O kadroda genç ve formunun zirvesinde Cliff Robinson, Terry Porter, tecrübeli Buck Williams, Danny Ainge gibi birinci sınıf oyunculara, Clyde Drexler gibi bir NBA efsanesi liderlik ediyordu. 10 küsur yıl sonra onun gibi bir oyuncuya sahip olmasa da, elindeki kadronun potansiyelini en üst düzeyde kullanmayı başarabilen, takım içi huzuru ve kimyayı oturtmuş bir Blazers, ufak tefek ilâvelerle aynı başarıyı tekrar edebilir. Fakat mevcut tablo çerçevesinde bu şu an için çok zor gözüküyor. Çok şeyin değişmesi lazım. Allah Blazers seyircisine ve yönetimine sabırlar ihsan eylesin.
Takım istatistiklerine baktığımızda ise Portland ligde en az sayı atan 7'nci ve en çok top kaybeden 6'ncı takım. Bunlar hücum açısından hiç de iç açıcı rakamlar değil. Ayrıca onlardan daha fazla top kaybeden tek Batı takımı Utah. Üstelik Lopez-Eisley-McLeod üçlüsünün Stoudamire-Van Exel ikilisine göre daha kalitesiz bir 1 numara rotasyonu olduğunu göz önüne alırsak, Portland'ın top kaybı kategorisinde Batı'nın en kötüsü olduğunu rahatça söyleyebiliriz. En çok sayı yiyen 10'uncu takım olmaları ve savunmayı potansiyellerine yakın yapmaları onları uçurumdan kurtarıyor. Maç başına 93 sayı atıp potalarında 96 sayı görüyorlar. Sonuç olarak, basit bir matematik hesabı ile eksideler. Son 10 maç durum hücum açısından daha da kötüye gitti ve sayı ortalaması 91'e düşerken, yenilen sayı da 98'e çıktı. Arada oynanan Phoenix maçının bu son ortalamaları biraz değiştirdiği gözleniyor. Zaten Phoenix bu sezon tüm NBA'i değiştirdi ya, bakalım sonları ne olacak.