İsmini az çok duymuşsunuzdur.Vatan Gazetesinin ünlü yazarı Haşmet Babaoğlu kendi bölümünde Türk Rap'in ünlü ismi Ceza' ya bir yer ayırmış..
buyrun:

Bir sabah evden çıkarken gözüm koridora yığıp kendi hallerine bıraktığım CD'lere takıldı.
Olur a, hoşuma giden bir şey çıkar da bu aralar onu dinlerim, diye yığının başına çöküp karıştırmaya başladım.
Baktım, bir iki CD'nin jelatinini bile açmamışım. Onlardan biri de Ceza'nın eski albümü Med-cezir'di.
Ceza...
Hani Candan Erçetin'le yaptığı düetle geniş kesimlerin dikkatini çeken ve son albümü Rapstar'la da beklenmedik bir başarı yakalayan rap'çi genç adam.
Candan Erçetin-Ceza ikilisinin Şehir adlı şarkısı gerçekten güzeldi, etkileyiciydi ama bana uymazdı. O yüzden üzerinde durmamıştım açıkçası.
Neyse, Med-cezir CD'sini bulunca yanıma aldığım gibi evden çıktım.
Göksu'ya doğru inerken sonbaharın kırmızıya çalan parlak sarı ışığı gözlerimi kamaştırdı.
Yıllar boyu o yokuştan hangi kalp çarpıntılarıyla çıkıp indiğimi; bazı zamanlar üzerime çullanan ağır duyguların yüküyle yokuşun ortasında kalakaldığımı hatırladım.
Her şey geçiyordu işte!...
Delip geçerek bazen, bazen tatlı bir su gibi yıkayıp arındırarak; bazen yapış yapış bir ter akar gibi sırtından...
Gazeteye giden yolumu bu kez uzatmaya karar verdim.
Ve o arada da Ceza'nın CD'sini dinlemeye başladım.
Makineli tüfek gibi sıralıyordu kafiyeli sözcükleri Ceza (asıl adı Bilgin'miş.)
Ve nasıl isyankârdı, nasıl öfkeliydi ama aynı zamanda nasıl da tanıdık bir kırgınlık vardı sözlerinde!
Direnemiyordunuz, karşı koyamıyordunuz bu ritme; önce "Nedir bu ya?!" diye tepki gösterseniz bile sonunda kendinizi bırakıveriyordunuz...
Neden sonra, tam köprüden geçerken sanınm, albümün 11. şarkısını tekrar tekrar çaldığımı ve nakarat bölümlerini Ceza'yla birlikte söylediğimi fark ettim.
"Bak bana usta
Kalbim reosta
Sanki kanlı bir pasta
Kimin bu acaba?
Boynunda tasma
Bana surat asma"
Bu yıl Tünel-Asmalımescit civarını bir başka seviyorum.
Bayramdan hemen önce, arefe günü akşamı oradaydım; Şehbender Sokak'ta...
Neden?
Çünkü benim için müzikhol olarak apayn bir değeri bulunan Babylon'da Ceza'nın konseri vardı.
Şimdi "Senin gibi bir rock müptelasının Amerikalı ağzı bozuk zencilerden gaz almış, Avrupa gettolarında cilalanmış ve ta buralara kadar gelmiş rap denilen müzik türüyle ne ilgisi olabilir?" diyenleriniz çıkacaktır.
Eh, bir iki isim hariç bu müzikle gerçekten de işim olmaz. Ama konserlerde rock grubundan önce rap'çinin teki sahneye çıktı diye ona pet şişe fırlatıp "çekil git" diye bağıranlar gibi de olmadım hiçbir zaman.
Ve gerçek şu ki, birkaç haftadır kendi kendime kaldığımda Ceza dinliyorum.
Sokakta yürürken ellerimi cebime sokup Ceza gibi "bir ihtimal daha var, o da metafiziksel ihtilal" diye mırıldanıyor ve bıyık altından gülümsüyorum hayata...
E, bunları da inkâr edecek halim yok!
Belki sahiden bu çocukta farklı bir ışık var mı, sorusunun cevabını "canlı canlı" almak istediğimden...
Belki sevdiğim hip-hop türünü sevdiğinden...
Belki çok sevdiğim bir müzikhol olan Babylon'da bir gece geçirmeyi özlediğimden...
Neyse ne işte; kendimi Ceza konserinde buluvermiştim o akşam.
Bu teni beyaz, ruhu "siyah" fakat Batılı rap'çilerden farklı olarak özel hayatı "temiz ve düzenli" Üsküdarlı genci dinlemek için oraya gelenlerin yarısının benden pek farkı yoktu.
Fakat "Berlin'den Fuat" ve DJ Funky C ortamı öyle bir ısıttılar ki, Ceza sahneye çıkıp mikrofonu aldığı anda patlama yaşandı...
Oray'ın (Eğin) Akşam'daki yazısını konserden sonra okudum: Şu sıralar bir televizyon programından ötekine promosyon için koşuşturan, "Beyaz Türkler" in mekânlarında sahneye çıkmaya başlayan Ceza'nın yeni halinden ve geleceğinden kuşkuya kapıldığını yazmıştı.
Ve soruyordu: "Ya rengi açılırsa?"
Konserden bende kalan izlenimi söyleyeyim:
Beyaz ya da siyah, kırmızı ya da mavi...
Dinleyicisi hangi "renk" ten olursa olsun, Ceza kendine ait bir renge sahip.
Ve Amerikalı rap'çilerden farklı olarak bu çocuğun duygusal yönü daha ağır basan bir isyanı; sapına kadar yerli ve samimi gözüken bir öfkesi var.
Şimdi bu satırları yazarken ne mi dinliyorum? Tabii ki Ceza...
Haydi gelin, hep birlikte, hızla, ardı ardına ekleyerek söyleyelim:
"Her güne yeni umutlarla açılan gözler
Yalanlarla ağlatılan gözler
Dolanlarla aldatılan gözler
Bir güzel sözle güler
Akıtılan her damla ter
yok oluşu engeller..."
kaynak:
http://www.vatanim.com.tr/cat/haber_detay.asp?arsiv=true&gun=18&ay=11&yil=2004&Newsid=40372&wid=9&Categoryid=4