300 ıspartalı:D
anlatım çok basit ve kısa tutulmuş. öyle reyting rekorları filan da kıracağını zannetmiyorum. ben de hikaye yazıyorum ama benimkiler de çok elle tutulur hikayeler (roman) değil. anlayacağın kardeşim bol bol kitap okumalısın. yanlış anlama eğitici fln demiyorum onlar hikaye:D gerçek adam gibi roman okumanı tavsiye ediyorum. ben de ilk başladığım da böyleydim. istersen buna örnek olarak bir hikayede ben yayınlayabilirim. ama kitap okuyarak kendii geliştiridim; tabii ki şu anda da yeterli değil. hâlâ çocukça kaçan bölümler olmuuyor değil. ama bir sene içersinde de kendimi bayağı bir ilerlettim. daha az sahne atlayarak. ve daha gerçekçi bir şekilde akıcı olmasını sağlamaya çalıştım. ama bunlar da tabii ki yine kitap okuyarak oldu. eğer başlayacaksan en çok istediğin sana en zevkli ve akıcı - ya da durağan; nasıl istersen - gelen kitaplar oku.
işte okuduklarımın listesi: (not: çok fazla değil biliyorum ama daha yeni başladığım için hızlı sayılabilirim.)
1. harry potter 1-2-3-4-5-6-7 (sakın aman çocuk kitabıdır, eeey bunu mu okudun okuya okuya deme çok büyük bir hataya düşersin:D dil kullanımı şu an benim kullandığım dil kullanımına çok yakın)
2. stephen king (rüya avcısı, gece yarısını drt geçe, mahşer)
3. dan brown (dijital kale, da vinci şifresi, melekler ve şeytanlar, ihanet noktası)
4. jean christophe-grangé (siyah kan, şeytan yemini)
5. Christopher paolini (Eragon; tavsiye ederim. çok aman aman olmasa da yazarı 15 yaşında olunca (ktabı yazmaya başladığı yıl)... anladın gerisini:D o yaşta bu kadar iyi bir yazı ben de beklemezdim.)
6. agatha christie (elmayı yılan ısırdı, on küçük zenci, bilinmeyen hedef, mavi trenin esrarı... (daha çok var:D)
neyse işte uzayıp gidiyor:D (aslında bayağı bir okumuşum yaw:D
bir de eleştirilere açık ol ne kadar kötü olursa olsun, isterse seni yerden yere vursun; aksi takdirde ileriye bir adım bile atamazsın.
Not: umarım okurken sıkılmamışsındır epey bir uzun oldu.
Edit: Örnek...
Not: hikayemi defterden geçirdim düzenleyerek. bu sadece başı. şu anda 180 syf civarında hikayem konususa basitçe dünyanın etrafında yapılan yolculuk. ama tabii ki bir çok entrika da dönüyor. çok basit bir dünya gezisi değil. zaten ilk bölümden anlarsın. şu anda 4 bölüm yazdım.
MOR VOSVOS
- bölüm I -
Hafıza Kaybı:
I-)
O, şu anda kendini tüm dünyadan soyutlanmış hissediyordu. Şu anda sanki nerdeyse tüm insaoğlundan uzak, ıssız bir arazide, kaza geçirmiş bir Ford Anglia'in yanıbaşında, yerde, sessiz ve hareketsiz yatıyordu. Kulağına gelen ses sadece rüzgarın sessiz fısıltısıydı...
Yapraklar hışırdıyor, salınıyor, sanki dünyaya yeni gelmiş bu insanın önünde eğilerek onu selamlıyordu. Fakat o anda o, bunların tüm hepsinden uzak bir hissizlik içindeydi. Sessizdi, hareketsizdi...
Kalbinde anlaşılması pek de güç olmayan aşırı hızlı bir çarpıntı vardı; yerde öylece baygın bir halde yatarken tüm hissedebildiği rüzgarın fısıltısı ve bazal metabolizmasının dalga geçer gibi verdiği kalp çarpıntsıydı.
Gözlerini açmak istedi...
Ve ne göreceğinden habersiz, ortasında bebekleri olan, dünyaya açılan - öyle olmasını umuyordu - iki beyaz kürenin deriden perdelerini kaldırdı.
Ama acımadı.
Evet, gözlerini ilk defa açıyor gibi geliyordu kendisine, ama beklediği acı gelmedi: Gözlerinin önüne batmakta olan güneşin kızılımsı altın rengi geldi. Ve bulutlar... Minik duman kümeleriydi...
“Burası Cennet mi?” diye düşündü.
Gözlerini biraz daha indirdiğinde uzayıp adeta sonsuzluğa giden çift şeritli yolu gördü... Ve yol kenarında seyrek üç beş tane küçük ağaç... Ve koyu sarı çim topluluğu.
O anda tüm sinir hücrelerine korku dalgası hâkim oldu: kalbi artık daha hızlı atıyordu, vücuduna kan daha hızlı yayılıyordu, daha hızlı nefes alıp veriyordu... Ölüm korkusu duyuyordu...
Daha kim olduğunu bilemeden, burada ne işi olduğunu öğrenemeden ve hatta neden burada bir kaza olduğunu öğrenemeden öbür tarafı boylayacaktı.
Anglia tam dibindeydi. Ona yaslanarak ayağa kalkabilirdi belki de, tabii hâlâ kullanabildiği bir çift ayağı varsa... Hemen baktı. Evet, orda duruyorlardı fakat onları kıpırdatabilecek miydi ki? Nasıl emir verebileceğinden habersiz, hatta farkına varmadan sağ ayağını kaldırdı önce. Sonra da diğerini... Ayak parmaklarını oynattı.
Oh!
Peki ya elleri?
Onlar da hareket etti.
Peki ya yüzündeki derin yaralar... Daha doğrusu böyle bir şey var mıydı? Bilmiyordu. Öğrenebileceği tek yer, eğer olur da ayağa kalkabilirse, Anglia'nın - tabii varsa - kırık olmayan bir camıydı; aynaların sağlam olmasını beklemiyordu.
Zorlukla ve acıyla da dolu olsa inadına inat, ayağa kalkabildi. Fakat kalkar kalkmaz aynı korkuyla yeniden yüzleşmek zorunda kaldığını hissetti. Yüzüne bakmalı mıydı?
Cevap, hayır, oldu; henüz değil.
O yüzden de araca pek yaklaşmadan tepesinde tüten dumanı seyretmeye koyuldu. Aslında yapacağı başka hiçbir şey de yoktu. Kim olduğunu, buraya nasıl geldiğini bilmiyordu. Sonsuzluğa doğru giden yola bakmak da kararını değiştirmemesine yardımcı oluyordu. Galiba burdan kimse geçmeyecekti. Açıkçası işin en acımasız yanı da buydu: Orda öylece çömelmiş otururken, yanan Anglia'yı seyretmekten başka bir seçeneğinin bulunmaması. Kimdi, kim bilir? Neredeydi? Buraya nasıl gelmişti?
Orda oturalı dakikalar ya da belki de saatler geçmiş olabilirdi, ama yine de kimsenin geçtiği yoktu yoldan. Hava da kararmaya başlıyordu. Güneş çoktan, uzakta tek tük seçilebilen sisli tepelerin ardında batmıştı. Gökyüzünde hafif bir sigara dumanı andıran bulutlar vardı. Ve parlak, ışıl ışıl yıldızlar...
II-)
Sesi duyduğunda saat gece yarısını geçmişti. Hatırlayacak ya da düşünecek pek bir şeyi olmadığından - tabii, kim olduğunu ve burada ne aradığını saymazsak - rahat uyuyabilmişti. Ama sonuçta sesi de duymuştu ve uyanmıştı rahatça.
Fazla düşünmeden olabileceği en seri şekilde ayağa kalktı ve birden kendini yola attı. İlerden gelen arabanın uzun farları gözlerini kamaştırıyordu. Ama buna kızmıyordu. Sonuçta biri onu kurtarmak için gelmişti.
Her iki kolunu da olabildiğince hızlı sallıyordu. O anda kim olduğunun ya da nerde bulunduğunun hiçbir önemi yoktu; onu buradan birisi kurtarsın, bu yeterdi onun için.
Araba yavaşlayarak durdu. Farları söndü. Tıkırdayan motoru sustu. Gözleri karanlığa alışmakta güçlük çeken genç adam birkaç saniye başı öne eğik bekledi. Sonra öndeki arabanın kapısı açıldı. Sonra da yerde tıkırdayan yumuşak ayak sesleri duydu. Ama hiçbir şeye bakamıyordu. Gözleri öylesine kamaşmıştı ki...
Ayak sesleri çiçeğimsi bir koku da getiriyordu beraberinde. Bu koku genç adama karşısındakiyle ilgili, onun sıcak, cana yakın biri olacağıyla ilgili bir önyargı getirdi.
Sonunda gözleri karanlığa alıştığında karşısındakine baktı: Omuzlarından daha aşağı düşmeyen kızılımsı kahverengi saçları vardı karşısındaki genç kızın. Teni hafif esmerdi. Boyu da tam kendi gibi ama bir-iki santim kısaydı. Üzerinde mor bir bluz ve koyu yeşil, diz altına gelen tayt vardı...
Ama sonra kız konuştu: "Bu kadar incelemeden sonra herhalde kim olduğunu da söylersin."
III-)
"Ha... Şey... Affedersin... eee..."
"Yoksa bir adın yok mu?"
Genç adam şaşkınlık içerisindeydi. Durumunu karşısındakine nasıl anlatabilirdi ki? "Ee... Affedersin ben hafızamı kaybettim de. Ee, bir de şu gördüğün araba var ya, ondan sadece küçük bir yara iziyle – o da sanırım - çıktım ve nerde olduğum hakkında hiçbir fikrim yok" mu diyecekti?
Sessiz de kalamazdı...
Genç kız elini uzattı. "Ben İlkay. Ve tanıştığımıza memnun oldum." Sesi ince, eli de zayıf, ince deriliydi.
Genç adamın kalbi yine attı hızlı hızlı. Yüzünün kızardığını da hissetti hatta. Ama vaktin gece yarısı olduğuna şükrediyordu.
Tam elini uzatacakken genç kız elini çekti. Sonra genç adam da elini çekti; ama tam çekerken bu sefer de genç kız elini uzattı. Genç adam da uzattı. Ve genç kız tam elini çekerken genç adam İlkay'ın elini yakalamayı başardı.
Bir an için birbirlerine öylece baktılar ve neden sonra da aynı anda gülmeye başladılar. Ve hazır genç kızın elini yakalamışken de, sonra olacağına şimdi olsun, dedi ve “Ben de, Geçmişi olmayan adam," dedi.
Yolculuk:
I-)
"Niçin burada olduğun hâlâ açıklamadın," dedi kız. Sıcak bir gülümsemesi vardı.
"Pek açıklayabileceğimi sanmıyorum. Dediğim gibi, ben geçmişi olmayan bir adamım. Burada nasıl bir kaza olduğunu ve hatta niçin bir kaza olduğunu kesinlikle bilemiyorum."
Genç kız biraz düşünür gibi durdu, sonra da bana katılmak ister misin?" dedi.
İlkay'ın sıcaklığına karşın yine de ona güvenmekte tereddüt ediyordu. Bu yüzden de tekrar ardındaki yola baktı; sonra da ileriye: Başka bir çaresi yoktu. Ama yine de temkini elden bırakmadan, "Nereye gidiyorsun?" diye sordu.
"Ha, işte! Ben de bunu sormanı bekliyordum. Bir dakika bekler misin?"
Genç kız tekrar arabaya döndü. Tek kapılıydı araba ve küçük bir tosbağa gibi duruyordu. Karanlıkta rengi pek seçilemiyordu ama o, küçük tosbağanın mor renkte olduğuna emindi. Daha fazla incelemeye fırsat bulamadan İlkay geldi. Elinde harita vardı...
Haritayı yere koydu. Sonra çömeldi. Onun hareketlerini izleyen genç adam da aynı İlkay gibi yere çömeldi ve haritaya bakmaya koyuldu.
"Yanıma yaklaş," dedi genç kız. "Oradan biraz dünya ters gibi durabilir."
Güldüler.
Genç adam İlkay'ın yanına yaklaştı ve o da İlkay gibi büyük kâğıt parçasına bakıyordu şimdi.
"Uzun zaman önce bir yolculuk planladım," dedi İlkay, direkt, genç adamın gözlerine bakarak. Genç kızın açık kestane rengi gözleri vardı.
"Gözlerin çok güzeel!" dedi genç kız.
Genç adam ne yapacağını bilemedi. "Öyle mi?" diyebildi sadece.
"Evet: Yeşil."
"Sahi mi? Şey... Sağ ol..."
Bir saniye öylece birbirlerine baktılar sonra tekrar haritaya bakmaya koyuldular.
"Burası bizim başlangıç noktamız, " dedi İlkay küçük bir ada ülkesini göstererek. Gösterdiği nokta İrlanda’ydı.
"Ne yani, şimdi biz İrlanda’da mıyız?"
"Evet. "
Adamın kafası şimdi allak bullak olmuştu. İrlanda’da ne işi vardı? Onu buraya getiren neden neydi?
"Eminim şu anda neden burada olduğunu sorguluyorsundur…"
"Evet. Buraya nasıl oldu da geldim ben? Neyse evet, ilk durağımız neresi olacak?"
DEDİĞİM GİBİ ÇOK İYİ DEĞİL AMA KENDİMİ GELİŞTİREREK BU HALE GELDİM AMA ŞU ANDAKİ YAZIMDAN MEMNUNMUYUM? HAYIR. DAHA İYİ OLMALI. AYRICA DAHA DEVAM EDİCEM AMA HİÇ YAZMA İSTEĞİ OLMUYOR:S
BU ARADA BENİM HİKAYEM NASIL OLMUŞ. HER TÜRLÜ ELEŞTRİYE DE AÇIĞIM; İSTERSENİZ BAŞKA BİR KONU AÇIP ORAYA DA ATABİLİRİM. AMACIM ARKADAŞIN ÖNÜNE GEÇMEK DEĞİL ASLA.
NOT: biliyorum bilmem kaçıncı not oldu ama neyse... orda bahsettiğim geçmişi olmaya adam sadece espri amaçlıdır hikayenin filmle uzaktan yakında ilgisi yoktur.